Endometriozis

Rahim iç zarı (endometriyum) hücreleri adet siklusu sırasındaki estrojen ve progesteron hormonu değişikliklerine duyarlıdır. Normalde rahmin iç boşluğunu döşeyen epitel tabakasında olan bu hücreler normal lokalizasyonu dışında yerlerde bulunmasınaendometriozis denir. Farklı lokalizasyonlardaki endometriyum hücreleri de orijinal yerindeki hücreler gibi estrojen ve progesteron değişikliklerine duyarlıdır. Hormonların etkisi ile büyüyen ve kalınlaşan doku, hormonlardaki azalmayla beraber kanayabilir. Hormonlara özellikle estrojene bağımlıdır bu nedenle, menopozdaki hastalarda lezyonlar geriler

Belirtileri nelerdir?

Endometriozis bulunduğu yere göre çeşitli sorunlara yol açabilir. Karın iç zarında olduğu (rahmin arkasındaki boşlukta, tüplerin üzerinde, rahmi tutan bağlarda vb) zaman her adet sırasında kanaması karın zarını irrite ederek şiddetli adet sancılarına neden olabilir

. Sekonder dismenore (adet sancısı) olgularının önemli bir nedenidir. Bu nedenle, basit yöntemlerle tedavi edilemeyen olgularda araştırılması gerekir. Bu lokalizasyonlardaki endometriozis odakları iyileşirken skar dokusu bırakacağından karın içi organlar arasında yapışıklıklara yol açar. Bu yapışıklıklar da çeşitli sorunlara neden olabilir. Hastada sürekli bir kasık ağrısı olabilir. Adet sancılarının daha da artmasına neden olabileceği gibi ilişki sırasında kasıklara vuran ağrıya da yol açabilir.

Ayrıca, yapışıklıklar Fallop tüpleri (döl kanalları) ile yumurtalıkların ilişkisini bozacağından heray atılan yumurtanın tüpler tarafından alınması engellenir dolayısıyla döllenme yani çocuk oluşumu engellenir. Endometriozis hastalarında kısırlık gelişmesi sadece yapışıklıklara bağlı değildir. Hafif derecedeki endometriozis olgularında yapışıklık olmasa, tüpler açık olsa bile çocuk sahibi olmada zorluk oluşabilir. Bu durum, endometriozis olgularında salgılanan çeşitli maddelerin yumurta gelişimini bozması ya da spermlere toksik etki yaratması ile ilişkilendirilmiştir. Endometriozis olgularında ayrıca, dış gebelik riski de artmıştır.

Endometriozis olguları şiddetine göre 4 evrede incelenir. Dördüncü evrede genital organlar arasında ileri derecede yapışıklıklar vardır.

Endometriozisin en sık görüldüğü yer yumurtalıklardır, daha sonra sırası ile karın zarının rahmin arkasında kalan boşluğunda (douglas boşluğu),Endometriozis odağı eğer yumurtalık içinde ise kanın akacağı herhangi bir yer olmadığından yumurtalık içinde birikir ve kistleşme söz konusu olur. Kist içine kanama nedeniyle buradaki kan renginden dolayı oluşan kist “çikolata kisti” olarak bilinir. Koyu kıvamlı akışkan (sıcak çikolataya benzer)

  bir yapıdadır. Bilimsel literatürde ise ”endometrioma” olarak adlandırılır. Rahmi yerinde tutan bağlarda, tüplerde, barsaklarda, mesanede, görülür. Endometriozis odağı nadir olarak vücudun çok farklı yerlerinde de olabilir ve bulunduğu yere göre belirtilere neden olur. Örneğin; rahim ağzı, vajina, dış cinsel organlarda, cerrahi yaralarda, dikişli doğum esnasında açılan kesilerde, akciğerlerde ve hatta gözde görülebilir. İlginç olarak çok nadiren de olsa erkeklerde de görülebildiği bildirilmiştir.

Ağrı (Kronik kasık ağrısı, sancılı adet görme, ilişki sırasında ağrı, bel ve sırt ağrısı, bacaklarda ağrı, makata vuran ağrı)Endometrioziste görülebilen belirtileri özetlersek:

  • İnfertilite, dış gebelik riskinde artış

  • Kanlı dışkı, kabızlık, ishal

  • İdrara sık çıkma, idrar yaparken ağrı, kanlı idrar

  • Adet öncesi ve sonrası lekelenme (sebebi bilinmemektedir)

Tanısı nasıl konulur?

 Endometriozisin kesin tanısı ancak cerrahi sırasında direkt gözlem ve odaklardan alınan biyopsi ile konabilir. Endometriozisten şüphelenilen hastalarda tanıyı kesinleştirmek gerekiyorsa laparoskopi yapmak gerekir. Laparoskopi ile direkt gözlem ve alınan biyopsilerle tanı kanabilir. Aynı zamanda, endometriozis odaklarının yakılması ve varsa yapışıklıkların açılması da mümkündür. Yani, hem tanı hem de tedavi amacıyla kullanılabilir.

Ultrasonografi de tanıda yardımcı bir yöntemdir. Ancak, ultrasonografi sadece yumurtalıklarda endometrioma (çikolata kisti) varsa tanıda bizi yönlendirebilir. Bunun dışındaki endometriozis odaklarının tanısında faydalı değildir. Ultrasonda çikolata kistinin tipik görüntüsü vardır ancak, başka kistlerde de benzer görünüm olabilir. Bu nedenle, kesin tanı ancak cerrahi ile teyit edilebilir.

Tümör belirteçlerinden CA125 endometriozis olgularında yükselebilir. Ancak, bu da özgün bir laboratuvar yöntemi değildir. Bir çok başka selim ve habis durumlarda da (myom, enfeksiyon, yumurtalık kanseri vb) yükselebilir. Genellikle düzeyler habis hastalıklardakinden daha düşüktür.

Nasıl tedavi edilir?

Maalesef endometriozis eradike edilemeyen, yani tamamen ortadan kaldırılamayan bir hastalık olarak kabul edilir. Tedavi amacı daha çok oluşan semptomların yani belirtilerin ve sorunların tedavisi şeklindedir. Esas olarak ağrının giderilmesi veya infertilite sorunu varsa bu sorunun giderilmesine yönelik tedavi alternatifleri vardır. Menopoz ve gebelikte hastalığın gerilemesi göz önünde tutularak çeşitli ilaçlarla hastada “yalancı gebelik” ya da “yalancı menopoz”  oluşturulur.

Yalancı gebelik için doğum kontrol hapları ya da progesteron hormonları kullanılırken yalancı menopoz için danazol veya GnRH analogları denilen ilaçlar kullanılabilir. Bu ilaçlar genellikle kısırlık tedavisinde belirgin fayda göstermez. Daha çok ağrıların hafifletilmesinde ve giderilmesinde önerilir. Yalancı menopoz tedavisinin 6 aydan fazla kullanılması önerilmez, çünkü gerçek menopozda olduğu gibi hastada menopozal şikayetlerin görülmesi yanında kemik erimesine neden olabilir. Bu nedenle, kemik erimesini önlemek amacıyla odakları aktive etmeyecek ama kemik erimesini az da olsa önleyecek dozda estrojen tedaviye eklenebilir.

Kısırlığın sorun olduğu olgularda ise cerrahi tedavi önerilir. Cerrahi tedavide çikolata kisti varsa çıkarılır, aktif endometriozis odakları yakma yoluyla haraplanır ve yapışıklıklar varsa açılır. Genellikle, gebelik şansının cerrahi sonrası 6 ayda daha fazla olduğuna inanılır. Eğer, 6 ay içinde kendiliğinden veya aşılama yöntemi uygulanmasına rağmen gebelik oluşmuyorsa o zaman tüp bebek önerilir.

Yumurtalık (Over) Kistleri Nedir, Nasıl Belirti Verir?

overkisi

Yumurtalık (over) kistleri nedir?

Kist içi sıvı dolu olan keseciklere verilen addır ve vücudun herhangi bir yerinde olabilir. Birçok kadında yumurtalık (over) kisti tanısı konabilir ve çoğu kadın bundan son derecede endişe duyar . Aslında doğurganlık çağındaki kadınlarda görülen kistlerin çoğu fonksiyonel kistler ya da basit kistler dediğimiz tümöral olmayan kendi kendine kaybolabilecek türdendir. Bunlar çoğu zaman herhangi bir şikayete yol açmadığından çoğu zaman tesadüfen jinekolojik muayene veya ultrason sırasında saptanabilir. Bunların, mutlaka jinekolog tarafından değerlendirilmesi basit ya da tümöral kist ayırımının yapılması gereklidir. Basit kistler genellikle çok büyük olmaz, çoğu 8 cm’nin altındadır, içlerinde solid (katı) oluşumlar bulunmaz sadece sıvı bulunur.

Bir kısım yumurtalık kisti ise tümöral veya neoplastik denilen kistlerdir. Bunlar kendi kendilerine kaybolmaz, operasyonla alınmaları gerekir. Neoplastik kistlerin ise bazıları iyi huylu (selim) iken bazıları kötü huylu (habis) olabilir.

Over kistleri çoğu zaman belirti vermez veya geç belirti verebilir. Yumurtalık kistleri ister basit kistler olsun ister neoplastik kistler olsun hormonal değişimlerle beraber olabileceğinden buna ait belirtiler örneğin adet düzensizliği ile kendini gösterebilir. Bu nedenle, her türlü adet düzensizliğinin değerlendirilmesi gerekir. Bazı neoplastik kistlerde aşırı androjen hormonu salgılanması nedeniyle erkek tipi tüylenme, ses kalınlaşması gibi belirtiler olabilir. Bunun dışında karında şişlik, karın veya kasık ağrısı, idrar yolu şikayetleri (sık idrara çıkma, idrar yaparken zorlanma), sindirim sistemi bozuklukları (kabızlık, ağrılı dışkılama), gibi spesifik olmayan belirtiler gösterebilirler.

Bazen kist nedeniyle büyüyen yumurtalık stabilitesini kaybeder ve kendi etrafında döner. Bu dönme (torsiyon) sonucunda yumurtalığın damarları sıkıştığından kanlanamaz ve şiddetli ağrı ve beraberinde bulantı gibi şikayetler olur. Bazen de kist patlar ve içindeki sıvının karın içine dökülmesi ile karın zarının (irritasyonu) sonucu ani başlayan çok şiddetli bir ağrı olur. Her 2 durum da risklidir. Over kisti patladığında bir süre şiddetli ağrı olup daha sonra hafifleyebilir. Buna karşın kist patlaması esnasında bir damar açılıp karın içine kanama olursa hastanın acil ameliyata alınması ve müdahale edilmesi gerekebilir.

Yumurtalık kistlerinin tanısı nasıl konulur?

Yumurtalık kisti belirtilerini geç verdiği için sıklıkla tesadüfen rutin jinekolojik muayene sırasında veya ultrason incelemelerinde ortaya çıkar. Rutin yıllık jinekolojik kontrollerin önemi burada bir kez daha vurgulanmalıdır. Yumurtalık kistlerinin nonspesifik bulgularla ortaya çıkabileceği unutulmamalı ve adet düzensizliği, tüylenmede artış gibi hormonal nedenlere bağlı olabilecek yakınmalar dışında idrar yolu ve alt sindirim sistemini düşündüren sık idrara çıkma, kabızlık, ağrılı dışkılama, karında şişlik gibi yakınmalarda da akla gelmeli ve jinekolojik muayene yapılmalıdır.

Yumurtalık kisti varlığında jinekolojik muayene ve ultrasonografi yapıldığında gözden kaçması çok küçük bir ihtimaldir. Nadiren yumurtalıklar çok atipik pozisyonlarda ise ultrasonografi gözden kaçabilir. Dolayısıyla temel konu şüphe edilmesi ve jinekolojik muayenenin yapılmasıdır.

İyi veya kötü huylu kistler ayırt edilmesi ve tedavi yaklaşımı

Muayene ve özellikle ultrason ile kist tanısı konulmasında bir zorluk yoktur ancak önemli olan bu kistin basit yani fonksiyonel kist mi yoksa tümöral yani neoplastik bir kist mi olduğudur. Basit kistler kendi kendine kaybolabileceği gibi ilaçla da tedavi edilebilir. Tümöral (ya da neoplastik) kistlerin ve takip ya da tedavi ile kaybolmayan kistlerin ameliyatla alınması ve patolojik incelemesinin yapılması gereklidir.

Ayrıca, neoplastik kistlerin iyi huylu mu yoksa kanseröz değişimler gösteren kötü huylu bir kist mi olduğu da çok önemlidir. Öncelikle kistin kötü huylu olmadığını ekarte etmek gerekir. Bunun değerlendirilmesinde jinekolojik muayene, kistin ultrasondaki görünümü, boyutu ve kanda yapılan ve tümör belirteçleri denilen bazı tetkikler bize yardımcı olur. Ayrıca, doppler ultrason ile kan akım hızlarının ölçülmesi de selim ve habis kist ayırt edilmesinde faydalıdır. Habis kistlerde yeni damar oluşumu artacağından yumurtalık damarlarında kan akımı artar.

Eğer kist 10 cm’den büyükse, muayenede çevre doku ile yapışıklıklar gösteriyorsa, yüzeyi düzgün değilse, ultrasonografide içinde solid (katı) kısımlar içeriyorsa veya daha yoğun içerikli ve mikst içerikli bir kist ise, bölmeli bir kist ise veya 2 yumurtalıkta birden kist varsa o zaman bunu basit bir kist olarak yorumlamak yanlıştır. İyi huylu olma ihtimali olsa da bu tür kistlerin neoplastik yani tümöral gelişim gösteren kist olma olasılığı çok daha yüksektir. Bu nedenle bu hastalar ameliyat edilmeli ve kist çıkarılmalıdır. Bu durumda operasyon sırasında kanser yönünde şüphe olursa kist acil inceleme (frozen section) için patolojiye gönderilmeli ve kanser çıkarsa ameliyat uygun şekilde genişletilmelidir. İyi huylu çıkarsa sadece kistin çıkarılması yeterlidir.

Kist 6 cm’den küçük ise, muayene ile rahatlıkla hareket ettirilebiliyorsa yani mobil ise, ultrason ile içi sadece sıvıdan oluşuyor solid kısımlar yoksa bunun basit fonksiyonel kist olma olasılığı daha yüksektir. Bu durumda kist 2-3 ay takip edilebilir. Gerekli görülürse kisti küçültmek için doğum kontrol hapı veya progesteron içeren ilaçlar verilebilir. Kist bu sürede kaybolmamış veya küçülmemişse ameliyat etmek gerekir.

Kist 6-10 cm arasında, kötü huylu olduğunu düşündüren bir bulgu yoksa kanda tümör belirteçleri (CA125 vb) bakılır. Bu belirteçlerin yükseldiği durumlarda kanser riski olduğundan bu olgular da ameliyat edilmelidir. Eğer kötü huylu kist kriterleri yok ama tümör belirteçleri negatif ise bu olgular yine 2-3 ay takibe alınabilir. Kaybolmadığı taktirde opere etmek gerekir.

Menopozda ve ergenlik öncesinde yumurtlama olmadığından bu iki dönemdeki kistlerin neoplastik olma riski daha fazladır. Bu yüzden bunları değerlendirirken üreme çağındaki kadınlarda görülen kistlerden farklı yaklaşmak ve en ufak şüpheli bir durumda operasyona almak gerekir.

Myom Nedir, Neden Oluşur?

myom

Myom, rahmin (uterus) kas tabakasından gelişen iyi huylu (selim) tümörlere verilen isimdir. Myomlar kadınlarda sıktır ve her 4-5 kadından birinde görülür. Myomlar sıklıkla 30-40 yaşlar arasında ortaya çıkar ve hormon tedavisi almayanlarda menopoz sonrası küçülür. Ergenlik öncesi görülmesi son derece nadirdir. Neden oluştuğu bilinmemekle beraber, estrojenin ve genetik özelliklerin rolü olduğu düşünülmektedir. Estrojenin etkisi olduğunu düşündüren kanıtlar vardır. Örneğin menopozdan sonra küçülürler, ergenlik öncesi dönemde görülmezler. Ancak, estrojenin (gerçekten neden oluyorsa) neden bazı kadınlarda myom oluşumuna neden olduğu, diğergelerinde olmadığı tartışmalıdır. Ayrıca, myom olan kadınlarda estrojen düzeyleri olmayan kadınlardan daha yüksek bulunmamıştır. Bu durumdan genetik özellikler sorumlu olabilir. Bunun dışında diğer bir hormon progesteron da suçlanmış ancak bununla ilgili verilerde çelişkili bulunmuştur.

Myom nasıl belirti verir?

Myomların rahmin çeşitli bölgelerinde yerleşebilir ve yerleştikleri bölgeye göre çeşitli şikayetlere yol açabilirler. Myomlar, hiçbir şikayete yol açmadan tesadüfen jinekolojik muayene  veya ultrason sırasında saptanabilir. Myomlar rahimde büyümeye neden olurlar ve bu muayene sırasında saptanabilir. Jinekolojik muayene ile saptanan myomlu bir rahmin büyüklüğü ifade edilirken gebelik cesameti tanımı kullanılır. Gebelik sırasında hangi haftada rahmin ne kadar büyüdüğü tecrübe ile bilindiği için genellikle bu tanımlama jinekologlar tarafından tercih edilir. Ancak, rahmin dış duvarından dışarı doğru ayrı bir kitle şeklinde büyüyen myomlar için santimetre cinsinden de tanımlanabilir. Ultrasonografi ile bakıldığında ise genellikle lokalizasyonları daha net belli olduğundan geliştiği yer ve boyutları belirtilerek tanımlanır.

Myomların bir kısmı ise belirti verebilir. Anormal kanama, ağrı, sancılı adet, çevre organlara bası belirtileri (idrara sık gitme, kabızlık vb), karın şişliği ve ele kitle gelmesi gibi belirtiler verebilir. Anormal kanama özellikle adet miktarında artış en sık görülen belirtidir. Ağrı genellikle çok sık değildir ancak daha çok adet sancılarının artması şeklinde görülebilir. Myomun kanlanması bozulup dejenerasyon gerçekleştiğinde şiddetli ağrı ve muayene sırasında hassasiyet görülebilir.

Genellikle myomlar kısırlık sebebi olarak kabul edilmezler ancak, başka bir sebep yoksa myomlar kısırlık veya düşük sebebi olarak kabul edilebilir.

Kansere dönüşme olasılığı çok düşüktür (onbinde 1-3). Hatta bazı araştırmacılar bunun kansere dönüşüm değil yeni bir odaktan gelişen kanser olduğunu düşünürler. Özellikle birkaç ay içinde hızla büyüyen myomların bu açıdan değerlendirilmesi gerekir.

Myomlar yerleşim yerlerine göre sınıflanırlar. Bir kısmı rahmin dış zarının altında dışarı doğru çıkıntı yapacak şekilde büyürler. Bunlar genellikle belirti oluşturmazlar ancak, yerleşim yerine göre çevre dokulara bası yapıyorsa buna ait belirtiler (sık idrara çıkma, kabızlık vb) gösterebilir. Bu tür myomların bir alt grubu saplı myomlardır. Bunlar, rahmin dış duvarına ince bir sapla bağlıdır. Muayene sırasında ahimden ayrı gibi algılanabileceğinden yumurtalık tümörleri ile karışabilir. Saplı myomlar kendi etrafında dönebilir ve beslenmesi bozulduğundan nekroz (hücre ölümü) ve şiddetli ağrılar oluşturabilir.

Bazı myomlar rahmin kas duvarından köken alırlar. Bunlarda küçük boyutlarda belirti vermeyebilir ama büyüdüklerinde adet sırasında rahmin kasılmasına engel olacaklarından adet kanamasının miktarında artmaya neden olabilirler.

En çabuk belirti veren myomlar rahmin iç zarının (endometriyum) hemen altındaki myomlardır. Bunlar çok küçük boyutlarda olsa bile aşırı adet kanamasına ve bazen adet dışı kanamaya neden olabilirler.

Lokalizasyonlarına göre myomları sınıflamak mümkün olmakla beraber büyüdüklerinde birden fazla lokalizasyonu birden kapsayabilirler. Kas tabakasının içindeki bir myom içeri veya dışarı doğru büyüyüp bu lokalizasyonlardaki myomlara benzer belirtiler verebilir.

Myomların tedavisi nedir, ne zaman tedavi edilmelidir?

Myomların ilaçla tedavisi yoktur, sadece boyutlarının bazı ilaçlarla kısmen küçültülmesi mümkündür ancak bunlar kesin çözüm değildir. İlaçla tedavide hasta hormonların baskılanmasıyla suni menopoza sokulur. Ancak, en fazla 6 ay kullanılabilir ve tedavi bitiminde sıklıkla tekrar büyürler. Bazı merkezler, özellikle çok büyük myomlarda ameliyatı kolaylaştırmak için ameliyat öncesi bu tür ilaçla küçültmeyi deneyebilirler. Bunun dışında, myomu besleyen damarların anjiyografik yöntemlerle tıkanması son yıllarda deneysel çalışmalarda bildirilmiştir.  Ancak seçilmiş olgularda uygulanabilen bu yöntem henüz yaygınlaşmamıştır.

Esas tedavisi ameliyatla myomların cerrahi olarak çıkarılmasıdır. Ancak, her myomun da ameliyat edilmesi gerekli değildir. Eğer hastada şikayetlere yol açmıyorsa, ani büyümüyorsa, ya da çok büyük değilse düzenli kontrollerle myom boyutlarının takibi yeterlidir. Ancak; aşırı kanamalara, çevre organlara basıya, ağrıya yol açan ve hızlı büyüyen myomlar, rahmi 8 haftalık gebelik cesametinden daha fazla büyüten myomlar ameliyat edilmelidir. Ameliyat seçiminde hastanın yaşı, doğurganlık durumu ve myomların yerine göre çeşitli ameliyatlar uygulanabilir. Genç, ailesini tamamlamamış hastalarda sadece myom alınabileceği gibi (myomektomi) ileri yaşlarda olup çocuk istemeyen hastalarda (%20 oranında tekrarlama riski olduğu için) rahim de alınabilir (histerektomi).

Gebelik ve myom ilişkisi

Burada aklımıza gelen birkaç soru vardır.

1. Myomlar gebelik oluşumuna engel olur mu?

2. Gebelikte myomlar büyür mü, küçülür mü?

3. Gebelikte myomların zararı olur mu?

4. Myomektomi (myom çıkarılması) geçirenlerde gebelik için risk var mıdır?

5. Sezaryen sırasında myomlar alınabilir mi?

Myomların gebelik oluşumuna engel olmaları nadir bir durumdur. Özellikle rahmin dış duvarında ve kas duvarından gelişenlerde bu olasılık yoktur. Yalnız, rahim iç zarı (endometriyum) altında yerleşmiş (submüköz) myomlar bazen gebeliğin endometriyuma yerleşmesine ve gelişmesine engel olabilir. Myomunu kısırlık sebebi olarak kabul edilebilmesi veya şüphelenilmesi için başka bir sebep olmaması gerekir. Eğer, başka bir sebep yok ve submüköz yerleşimli bir myom varsa bunun kısırlık sebebi olabileceği düşünülerek ameliyat yapılabilir. Aksi taktirde ameliyatı gerektirecek başka bir sebep yoksa gebelik öncesi myomu almak için ameliyat gereksizdir. Üstelik, ne kadar iyi teknikle yapılırsa yapılsın myom operasyonları karın içi yapışıklıklara yol açma riski taşır. Bu da gebeliğin oluşumuna engel olabilir. Yanlış anlaşılmaması için bir konuyu vurgulamakta fayda vardır.

Gebelikte myomların klasik olarak büyüdüğü bilinir. Ancak, bazı geniş çalışmalarda bazı myomların büyüdüğü, buna karşın bir kısmının ise değişmeden kaldığı ve hatta küçüldüğü gözlenmiştir.

Gebelikte büyük olmayan myomların belirgin zararı yoktur. Ancak, büyük myomlar çocuğun başının doğu kanalına girmesine engel olabilecek bir lokalizasyonda olabilir. Bazı lokalizasyonlardaki myomlar düşük ve erken doğum riskini artırabilir. Bunun dışında doğum sonrası kanama riskini artırabilir.

Myom çıkarma operasyonu (myomektomi) geçirmiş kadınlarda sonraki gebelik açısından 2 risk vardır. Eğer, mikrocerrahi kurallarına uygun olmayan dikkatsiz tekniklerle yapılmışsa veya operasyonu zor olan komplike bir myom ise karın için yapışıklıkların olması ve bunun gebelik oluşumuna engel olması bir risktir. İkinci risk ise doğum eylemi sırasında rahmin dikiş yerlerinden yırtılma riskidir. Genellikle bu risk operasyon sırasında uterusun tüm katlarını içeren bir kesi gerektirmişse ortaya çıkar. Bu nedenle, myomektomi öyküsü olanlarda eğer yapılan operasyonun detayları bilinmiyorsa o zaman sezaryen yapmak gerekir. Ama, rahmin dış tabakasından küçük bir kesi ile yapıldığı bilinen bir myomektomi operasyonundan sonra sezaryen şart değildir.

Çoğu hekim sezaryen sırasında myom çıkarılmasını tercih etmez. Bunun sebebi gebe rahmin aşırı derecede kanlanması ve bunun sonucunda çıkarılan myom yerinden kanamanın durdurulamaması riskidir. Kanamanın durdurulamaması rahim alınma riski ile doktor ve hastayı karşı karşıya getirebilir. Eğer, myom rahmin dış duvarında ve özellikle saplı ise sezaryen sırasında alınabilir, ancak rahim duvarı içindeki myomlara dokunmamakta genellikle fayda vardır.

 

Adet Öncesi Gerginlik Sendromu

pms

Adet görmeden önceki dönemde yaşanan sinirlilik, gerginlik, duygusal iniş-çıkışlar, depresyon, baş ağrısı, göğüs gerginliği ve karında gaz şikayeti gibi bir çok yakınmayı içine alan ve yaşam kalitesini etkileyen bir durumdur. Premenstrüel sendrom olarak da adlandırılmaktadır.

Kadınların önemli bir kısmında adet öncesi dönemde bu yakınmalar görülebilir ancak bir kısmında belirtiler daha hafiftir buna karşın kadınların yaklaşık üçte birinde günlük hayatı etkileyecek boyutlarda olabilir. Sebebi bilinmemektedir ancak adet siklusu boyunca hormonların düzeyindeki değişmelerle ilgili olduğu yönünde veriler vardır. Yakınmalar tipik olarak adetten 5-6 gün önce başlar giderek şiddetlenir ve adetle birlikte azalır.

Premenstrüel sendromda yakınmaları fizyolojik ya da psikolojik olabilir ve sosyokültürel farklılıklardan ciddi olarak etkilenebilir. Sonuç olarak premenstrüel sendrom (PMS) hem fiziksel hem de psikolojik olayların bileşkesidir.

PMS’de görülebilen fiziksel belirtiler;

Memelerde hassasiyet ve hafif geçici kilo artışı hemen hemen tüm hastalarda gözlenir. Bunun dışında

bulantı, kusma, kabızlık, ishal, iştah artması veya azalması gibi sindirim sistemi ile ilgili belirtiler, baş ağrısı ve migren atakları, kasık ağrısı, kas ve eklem ağrıları, sırt ve bel ağrıları, ödem, karın şişliği, ciltte yağlanma ve sivilce oluşumu, halsizlik, çarpıntı, denge bozuklukları, sıcak basmaları, ses ve kokulara aşırı hassasiyet, uykusuzluk gibi çok geniş bir aralıkta belirtiler görülebilir.

PMS’de görülebilen ruhsal değişiklikler;

Özellikle aşırı duyarlılık ve alınganlık PMS de çok sık görülür. Endişe (anksiyete), ajitasyon (etrafa sataşma), kolay öfkelenme, aşırı sinirlilikten intihar eğilimi ve depresyona kadar pek çok değişik duygu durumu olabilir. Bazı kadınlarda hafif hafıza kaybı görülebilir. Konsantrasyon bozukluğu görülebilir. Sendromun uç noktasında depresyon hali, huzursuzluk ve gerginlik tablosuna premenstrüel disforik bozukluk (PMDD) adı verilir.

PMS belirtileri çok değişkenlik gösterdiği ve bir çok nedenle ortaya çıkabildiği için tanı koymada kullanılan kesin kriterler yoktur. Bazı araştırmacılar, şikayetlerin belli çizelgelere kaydedilmesi ile oluşturulan skorlama sistemlerine göre tanıyı koymaktadır ancak, bu uygulamalar yaygın değildir.

Tedavisinde kesin sebep belli olmadığı için rolü olabileceği düşünülen tüm teorilere yönelik çeşitli tedavi alternatifleri önerilmiştir. Daha çok hormon düzeylerindeki iniş ve çıkışlar suçlandığı için yumurtlamayı baskılayarak sabit hormon düzeyleri sağlayan doğum kontrol hapları en sık önerilen yöntemlerdendir.

Bunun dışında, daha çok hastada daha ön planda olan belirtilere yönelik tedavi alternatifleri kullanılabilir. Örneğin şişlik, gerginlik ve hassasiyetten şikayetçi olanlarda idrar söktürücü diüretiklerle birlikte su ve tuz alımının kısıtlanması faydalı olabilir. Ağrıların ön planda olduğu hastalarda ağrı kesiciler önerilebilir. Bazı olgularda beslenme rejiminin düzenlenmesi de yararlı olmaktadır. Az az ve sık sık yemek, adet öncesi dönemlerde

kafeinli gıdalar (çay, kahve, çikolata, kolalı içecekler gibi), şeker, kırmızı et, alkol, ve donmuş yağ tüketiminin azaltılması ile yeşil sebze, meyve ve bakliyat tüketiminin arttırılmasına ağırlık verilmesi belirtilerin hafiflemesini sağlayabilmektedir. Çeşitli bitkisel ilaçlar da önerilmiştir. Ancak, bunlardan “çuhaçiçeği yağı (evening primrose oil)”nın faydalı olduğu yönünde tıbbi literatürde de yayınlar vardır (kapsül şeklinde ticari formları vardır). Egzersiz programları örneğin günde yarım saat yürümek de faydalı olabilmektedir. Magnezyum ve kalsiyum desteği verilmesinin bazı kadınlarda semptomları azalttığı öne sürülmüştür.

Adet Sancısı Neden Olur, Nasıl Tedavi Edilir?

Bazı bayanlar adetlerini çok rahat geçirirken, bazılarında adet sırasında günlük hayatını etkileyebilecek derecede sancılar ve bazen sancılarla beraber bulantı, kabızlık, ishal, baş ağrısı başka rahatsızlıklar da olur.

Adet sancıları (dismenore) esas olarak 2 gruba ayrılarak incelenebilir: Primer ve sekonder dismenore.

Primer dismenore altta yatan herhangi bir organik yani yapısal sebep olmaksızın olan adet sancısıdır. Sekonder dismenore ise enfeksiyon, endometriosis, myom, adenomyosis, polip, rahim anormallikleri, rahim boynu kanalının dar olması, rahmin geriye doğru dönük olması, rahim içi araç kullanımı gibi herhangi bir organik bir sebebe bağlanabilen adet sancısıdır.

Her ikisini ayırt etmek önemlidir, çünkü eğer sekonder dismenore ise altta yatan sebebin tedavisi dismenoreyi tedavi edecektir, ama primer dismenorede ise ancak ağrıyı azaltıcı tedavi verilebilir.

Eğer ilk adetten itibaren sancılı adetler oluyorsa bu çok büyük olasılıkla primer dismenoredir. Ayrıca, ağrıya eşlik eden bulantı, kabızlık, ishal, baş ağrısı gibi ek bulgular da varsa bu da büyük oranda primer dismenoredir. Ancak, bunlar kaide değildir bu nedenle, sancılı adet görme durumunda mutlaka hasta ister bekar olsun ister olmasın jinekolog tarafından değerlendirilmesi ve altta yatan bir sebebin olup olmadığının araştırılması gerekir. Muayene, ultrason ve tetkikler sonucu bir sebep bulunamazsa o zaman primer dismenore tanısı konabilir.

Primer dismenore adet sancılarının daha sıklıkla görülen sebebidir ve az ya da çok tüm kadınların yaklaşık %50’sinde görülür. Genellikle, adolesan döneminde başlar ve ilerleyen yaşlarda ve gebeliklerden sonra tamamen kaybolmasa da şiddeti azalır. Primer dismenorenin altta yatan sebebi bilinmez ama ağrı oluşum mekanizması bilinir. Adet kanının dışarı atılması için oluşan rahimdeki kasılmalar ve rahimdeki dolaşımın azalması sancılara neden olur. Bu dönemde rahim içinden salgılanan “prostaglandin” adı verilen maddeler sinir uçlarını uyararak ağrı hissedilmesine sebep olmaktadır. Prostaglandinler vücudumuzdaki pek çok dokuda bulunan ağrı maddeleridir.

Primer dismenorede esas olarak 2 tedavi alternatifi vardır. Birincisi ağrı kesicilerin kullanılmasıdır. Ağrı kesiciler (analjezikler) esas olarak ağrı sırasında ortaya çıkan prostaglandinlerin etkilerin azaltan veya yok eden ilaçlardır. Ağrı kesicileri kullanılırken önerilen tedavinin beklenen adetten önce başlamasıdır, çünkü ağrı maksimum noktasına çıktıktan sonra ağrıyı dindirmek daha zor olmaktadır. Ağrı kesicinin önceden başlanması ağrının maksimum olma zamanında kandaki ilaç düzeyinin de maksimum olması sonucunda ağrıyı daha etkin olarak giderebilmektedir. Her ağrı kesici her kadında aynı cevabı vermeyebilir. Bazen çok etkin olduğu bilinen ağrı kesicilere cevap alınmazken daha basit ağrı kesicilerle tedavi sağlanabilmektedir. Bu nedenle, zaman zaman hangi ağrı kesicinin etkin olduğunu görmek için çeşitli alternatifler denenebilir. İkinci tedavi yöntemiyumurtlamanın baskılanması yani doğum kontrol hapının kullanılmasıdır. Primer dismenorede, aslında paradoks bir şekilde, sancıların olması kadının normal düzenli yumurtlaması olduğunu ve  üreme sisteminin sağlıklı olduğunu gösterir. Özellikle, çeşitli ağrı kesiciler kullanılmasına rağmen başarı sağlanamayan olgularda doğum kontrol hapları çok yüz güldürücü olabilmektedir.

Sekonder dismenorede ise esas olan öncelikle altta yatan sebebin tedavisidir. Enfeksiyon (endometrit) varsa o tedavi edilir. Myomlar ameliyatla çıkarılabilir. Endometriyal polip varsa alınabilir. Ancak, bazen altta yatan hastalığın da belirgin tedavisi olmayabilir. Örneğin, endometriosis tam olarak yok edilemeyen bir hastalıktır. Normalde sadece rahmin iç zarında bulunması gereken endometriyum hücreleri rahmin dışında bulunur ve her ay adet sırasında kanar. Bu kanamalar sırasında ağrılar olur. Ayrıca, kanamalar iyileşirken oluşan skar dokusu ve yapışıklıklar da ağrıyı daha da artırır. Endometriozis ağrılı adet dışında infertiliteye de neden olabilir. Tedavi için çeşitli alternatifler vardır ama çoğunlukla geçicidir ve hastalığı tamamen ortadan kaldırmaya yönelik değildir, geçici çözümlerdir. Örneğin laparoskopi ile endometriosis odaklarının yakılması yaklaşık 2 seneliğine bir rahatlama sağlayabilir. Ama, yeni odakların oluşması ile bir süre sonra ağrılar tekrar başlayabilir. Ancak, özellikle ağrı kesiciler ile ağrılar azaltılamıyorsa bu seçenek makul bir yaklaşım olabilmektedir. Adenomyosis te benzer şekilde endometriyum hücrelerinin rahim duvarı kas tabakası içinde bulunmasıdır ve şiddetli dismenoreye neden olabilir. Tek ve kesin tedavisi rahmin alınmasıdır ki doğal olarak bu genç, çocuk doğurma yaşını geçmemiş kadınlarda önerilen bir yaklaşım değildir. Rahmin geriye doğru dönük olmasında da eskiden rahmi öne çevirme ameliyatları yapılırken günümüz modern tıbbında önerilmemektedir. Çünkü yapılan ameliyatlar da ağrıya neden olabilmektedir. Bu tür kesin tedavisi sağlanamayan sekonder dismenore sebeplerinin varlığında da primer dismenorede olduğu gibi ağrı kesiciler ve doğum kontrol hapları denenebilir.

Bunlar dışında adet sancıları alınacak bazı basit önlemler ile bir miktar engellenebilir. Örneğin adet kanaması öncesinde ve esnasında kahve, çay, kola, çikolata gibi kafein içeren gıdalardan uzak durulması, karın bölgesine masaj yapılması, uzun süre ayakta durmaktan ya da yürüyüş yapmaktan kaçınılması, istirahat edilmesi şikayetler üzerinde olumlu etki yaratır. Ayrıca, kabızlığı olanlarda sancılar daha şiddetli olabilir. Buna yönelik tedbirler de faydalı olabilir.

 

Menstruasyon (adet, regl) Siklusu

Adet kanaması (Menstruasyon)

Menstruasyon bayanların ergenlikten itibaren periyotlar halinde rahimin iç tabakasından (endometriyum) kanaması halidir. Menstruasyon (ya da diğer adlarıyla adet, regl, ay hali) hormonların etkisiyle düzenlenir. Hormon bozukluklarında adet düzensizlikleri görülür. Ayrıca, bazı organik sebepler de rahimdeki urlar (myom), rahmin iç tabakasının kalınlaşması ya da polipi, yumurtalık kistleri ve kadın genital organlarının kanserleri de adet anormalliklerine ya da anormal kanamalara yol açabilir. Gebeliğin ilk belirtilerinden biri de adet gecikmesi ya da görmemedir.

Jinekologların hastalarını değerlendirmede en önem verdikleri konulardan biri de adet düzeni ve son adet tarihidir, çünkü doğru tanıya yönlendirmede adet düzeninin öyküsü yol göstericidir. Bu nedenle, her kadın menstruasyon zamanlarını takip etmeli, en iyisi  takvime işaretlemeli veya bir not defterine kaydetmelidir. Bu şekilde olası jinekolojik problemleri yakalama şansı artar. Son adet tarihini sorgularken bizim için önemli olan en son görülen adetin ilk günüdür. Menstruasyon siklusunun başlangıcı her adetin ilk günü olarak kabul edilir. Son adet tarihi yanında; adet süresi, miktarı, her zamanki gibi olup olmaması da Kadın Hastalıkları ve Uzmanı için önemlidir.

Niye adet görürüz?

Menstruasyon siklusu adet kanamasının ilk gününden sonraki adetin ilk gününe kadar olan süre olarak kabul edilir. Normalde bu süre 28 gündür ancak 21 gün ile 35 gün arası normal olarak kabul edilir.

Kadın üreme fizyolojisinde rahim ve yumurtalıklarda her ay kadını gebeliğe hazırlayacak şekilde bir takım fonksiyonel ve organik değişiklikler gerçekleşir. Menstruasyon kanamasının başlaması o ay için kadının üreme fonksiyonunun başarısız olduğu yani döllenme ve gebelik olmadığı anlamına gelir.

Beynin alt tarafında bulunan hipofiz bezi siklus başlangıcı ile birlikte salgıladığı folikül uyarıcı hormon (Folikül stimulan hormon, FSH) ile yumurtalıkları uyarır ve yumurtalıklardan yeni yumurtaların gelişiminin başlamasını sağlar. Yumurtalar folikül denen küçük kistçiklerin içinde bulunur. FSH etkisi ile birden çok folikül uyarılır ve gelişmeye başlar. Foliküllerin gelişmesi ile yumurtalıklardan estrojen adı verilen kadınlık hormonu salgılanmaya başlar. Estrojen rahmin iç zarını (endometriyum) uyarır ve rahmi olası gebeliğe hazırlayacak değişiklikler oluşmaya başlar. Gebelik oluştuğunda endometriyuma yerleştiğinden buranın gebelik gelişimi için uygun bir ortam haline gelmesi amaçtır. Yumurtlama dönemine kadar endometriyumun gelişmesi ve kalınlaşması devam eder. Yumurtalıklarda ise gelişen foliküllerden bir tanesi daha fazla gelişirken (dominant yani baskın folikül) diğerleri atrofiye uğrar (küçülüp kaybolur). Dominant folikül ileride atılacak olan yumurtayı taşıyan foliküldür.

Normal koşullarda her ay bir yumurta gelişir ve atılır ancak bazen (örneğin ilaçla yumurtlama tedavisi yapıldığında) birden fazla yumurta da gelişip atılabilir. Bu durum çoğul (ikiz, üçüz vb) gebelikle sonuçlanır. Dominant folikül 2-2,5 cm olduğunda çatlamaya ve içindeki yumurtayı atmaya hazır durumdadır. Yine hipofizden salgılanan diğer bir hormon olan Luteinize edici hormon (LH) düzeylerinde ani bir artış olması folikülün çatlamasını ve içindeki mikroskobik boyuttaki yumurtanın karın boşluğuna atılmasını sağlar. Fallop tüplerinin uç kısmındaki saçak şeklindeki yapılar (fimbriya) sürekli yumurtalıkların üzerini tarar ve atılan yumurtayı yakalar ve döllenmek üzere Fallop tüpünün daha iç kısımlarına taşınır. Eğer uygun zamanda cinsel birleşme olursa spermlerde buraya gelir ve döllenme gerçekleşir.

Bu sırada yumurtanın atıldığı folikül Corpus luteum (sarı cisim) adı verilen bir yapıya dönüşür ve progesteron denen hormonu salgılamaya başlar. Progesteron hormonunun görevi estrojen tarafından kalınlaştırılmış endometriyumun gebelik için daha uygun bir hale getirilmesidir. Endometriyumda damarlaşmanın artma artar besleyici maddelerden zengin bir hale gelir. Gebeliğin devamı özellikle ilk aylarda yeterli progesteron salgılanmasına yani Corpus luteumun fonksiyonuna bağlıdır. Corpus luteum ise gebelik oluştuğu taktirde salgılanacak olan gebelik hormonu beta-hCG’nin (gebelik testlerinde araştırılan hormon) varlığına bağımlıdır. Eğer döllenme olur ve beta-hCG Corpus luteumu uyarmaya devam ederse progesteron salgısı da devam eder.

Gebelik olmazsa Corpus luteum da fonksiyonuna devam edemez ve kanda progesteron düzeyi düşmeye başlar. Progesteron düzeyinin düşmesi gebelik amacına ulaşılamadığı anlamına gelir ve rahmin estrojen ile geliştirilip progesteron ile gebeliğe uygun bir ortam haline getirilen endometriyum tabakası çözülür ve adet kanı ile birlikte atılır. Böylece yeni bir menstruasyon siklusu başlar.

Normal adet nasıl olur, adet düzensizliği diyebilmek için adetlerin nasıl olması gerekir?

Bayanlar ergenlik çağına girdikten sonra yaklaşık 10-12 yaşlarından sonra adet görmeye başlarlar. Başlangıçta hormonal düzen tam oturmadığından genç kızlarda adet düzensizlikleri görülebilir. Her kadının adet düzeni farklı olabilir. Adet sıklığı (başlangıçtan başlangıca), 21 günden daha sık ve 35 günden daha seyrek olmamalıdır. Adetlerin düzenli olarak takvime kaydedilme alışkanlığı birçok anormal durumun saptanmasında faydalıdır. Adet süreleri genellikle 1 günden 7 güne kadar normal sayılır. Miktar olarak da günde 3-4 pedden az olması normaldir. Ancak, 7 günden uzun veya 3-4 pet/günden fazla ise mutlaka doktora başvurmak gereklidir. Kanamanın az olması çoğu zaman anormal değildir. Ayrıca, adet dışı her türlü kanamada mutlaka doktora başvurmalıdır. Bunun dışında adet düzeninin daha öncekilerden farklı olması da bazı anormalliklere işaret edebilir (erken ya da geç olması, her zamankine göre daha az veya daha çok olması vb).

Anormal Kanamalar, Adet Düzensizliği

Anormal vajinal kanamalar esas olarak 2 ana nedene bağlıdır:

1- Fonksiyonel bozukluklar (disfonksiyonel uterus kanamaları)

2-Organik anormallikler.

Fonksiyonel bozukluklar organlarda bir anormallik olmayan ama fonksiyonlarında düzensizlik olan durumlardır. Bunlar daha çok hormonal düzensizlikler sonucu ortaya çıkarlar. Adet düzensizliklerinin 3/4′ünden disfonksiyonel uterin kanamalar sorumludur. Kadında üreme hormonlarını düzenleyen merkezler olan hipotalamus (beynin iç yapısındadır), hipofiz bezi (beynin altında bulunur) veya yumurtalıklardan kaynaklanan bir problem disfonksiyonel uterus kanamalarına yol açabilir. Ayrıca, direkt veya indirekt olarak bu sistemlerle ilgili olan tiroid bezi, böbrek üstü bezinden kaynaklanan problemler de kadınlarda adet düzensizliklerine yol açabilir. Normalde birbirine bağımlı olarak işleyen bu sistemlerdeki patolojiler başka belirtiler yanında kendini düzensiz adet kanamaları şeklinde de gösterebilir. Adetlerin gecikmeli olması, sık olması, aşırı kanama, lekelenme ve adet görmeme gibi her türlü anormal kanama şekli olabilir. Bu tür adet düzensizliklerinin tanısında genellikle hormon testleri kullanılır. Tedavide genellikle hormonları düzenleyici ilaçlar kullanılır.

Organik nedenli anormal vajinal kanamalarda altta yatan rahim, rahim boynu veya vajinada görülen ve organlarda görülen anormalliklerdir. Rahimde görülen myomlar (resim), rahim iç zarının kalınlaşması (endometriyum hiperplazisi) veya endometriyum polipi (resim),  rahim kanseri, rahim iç zarı iltihabı, rahim içi araca bağlı kanamalar rahime ait organik kanama sebepleridir.

Ayrıca, yumurtalıklarda görülen hormon üreten kistler ve tümörler de indirekt olarak rahimden anormal kanamalara sebep olabilir. Bunun dışında, rahim boynu (serviks) kanseri ve iltihabı, serviks polipi, vajen kanseri ve iltihabı da anormal vajinal kanama sebepleri arasında yer alır. Organik sebepli kanamalar daha çok adet dışı kanama, adet miktarlarının aşırı artması, lekelenme, ilişki sırasında veya sonrasında kanama şeklinde kendini gösterirler. Yumurtalık kist ve tümörlerine bağlı olan kanamalar ise fonksiyonel kanamalara benzer şekilde adet gecikmesi, sık adet görme veya adet görememe gibi adet düzensizliklerine yol açabilir.

Yukarıda sayılı organik kanama sebeplerine dikkat edilirse hastanın yaşam kalitesini bozmaktan öte hayatını da riske eden kanser gibi hastalıkların da bulunduğu görülmektedir. Bu nedenle, anormal vajinal kanaması olan her hastada öncelikle fonksiyon bozukluğu mu yoksa organik bir patoloji mi var bu ayırt edilmelidir. Bunun ayırıcı tanısında jinekolojik muayene ve ultrason bize yol göstericidir. Ancak, özellikle kanserden şüphelenilen olgularda mutlaka biyopsi yani doku örneği almak gerekir. Vajen ve serviksteki patolojilerde direkt gözle görerek biyopsi almak mümkün iken rahim iç zarı patolojileri için kürtaj (kazıma) yöntemi ile biyopsi almak gereklidir. Bazı durumlarda histeroskopi denen optik bir aletle rahim iç boşluğuna girip direkt biyopsi de alınabilir. Özellikle, adet dışı kanaması olan veya aşırı ve uzun süren kanaması olan her hastada kürtajla endometriyumdan (rahim iç zarı) biyopsi almak şarttır. Yine, özellikle ilişki sırasında kanama tarifleyen her kadından rahim boynundan yayma ve gerekirse biyopsi yapılmalıdır. Bu işlemler yapılmadan yani organik patoloji ekarte edilmeden hastanın ilaçlarla tedavi edilmeye çalışılması tanıda gecikmeye yol açar ki bu da tabiri caizse “kaş yapayım derken göz çıkarmaya” benzer bir durum ortaya çıkarır. Özellikle, bir doktorun bu yaklaşımı (bazen hastaya zahmet vermeme adına bu tanı basamakları ihmal edilmektedir) ciddi tıbbi bir hata olarak değerlendirilmelidir.

Organik sebepli kanamaların tedavisi bu başlık altında uzun uzun anlatılmayacaktır, ama genellemek gerekirse enfeksiyon durumunda ilaçla yapılırken diğer durumlarda genellikle cerrahi yaklaşım gerekir. Ayrıca, rahim iç zarı kalınlaşması kürtajla doku örneği alınıp kanser ekarte edildikten sonra hormonlarla tedavi edilebilir.

Adet gecikmesinin sebepleri nelerdir?

Adet gecikmesi beklenen adet tarihinde adetin olmamasıdır. Bu 25 günde bir düzenli adet gören bir kadın için 26. gün ve sonrası olabileceği gibi 35 günde bir düzenli adet gören bir kadın için 36. gün ve sonrası olarak kabul edilebilir. Adet gecikmesinin en sık sebebi gebeliktir. Bu nedenle, adet gecikmesi olan her kadında öncelikle gebelik olup olmadığı araştırılmalıdır. Gebelik testlerinin negatif çıkması da gebeliği %100 ekarte etmez. Erken gebelikte düşük gebelik hormonu düzeyleri nedeniyle test negatif çıkabilir. Bu nedenle, gerekirse 1 hafta sonra testi tekrarlamak uygundur.

Gebelik ekarte edilirse diğer sebepler araştırılabilir. Adet gecikmesinin pek çok nedeni olabilir. Hormonal faktörler, üreme organları ile ilgili problemler, ağır stres, ağır egzersizler, polikistik over sendromu (PCOS), aşırı zayıflık veya dengesiz beslenme, tiroid bezi hastalıkları, böbrek üstü bezi hastalıkları, hipofizden prolaktin adındaki süt salgılatıcı hormonun aşırı salgılanması adet gecikmesine neden olabilir.

Adetimi geciktirebilir veya öne alabilir miyim?

Bazen beklenen adet kanamasının rastlayacağı tarihler istenmeyen günlere denk gelebilir. Tam evlilik ve balayı günlerine rastlayacak olan, ya da tam önceden planlanmış bir tatile (özellikle de yaz tatiline) denk gelen bir adet kanaması, ya da yoğun bir iş temposunda oluşacak adet sancıları kadın için bir dezavantaj teşkil edebilir.

Bu durumlarda doktor önerisiyle ve bazen de kendi kendine alınan bazı önlemlerle beklenen adet kanamasının ileri alınması mümkündür. Adet kanamasının senede bir ya da iki kez bu şekilde düzenlenmesinin kadının sağlığı üzerinde olumsuz bir etki yaratması teorik olarak mümkün gözükmemektedir. Ancak, bunu rutin haline getirmemek gerekir.

Kendi kendine ileri almak

Doktora danışarak doğum kontrol hapı kullanmakta olan kadınlarda bunu yapmak mümkündür. İki kutu arasında normalde verilen ilaçsız bir hafta ara yerine doğum kontrol hapı yeni bir kutuyla adeti geciktirmek istenen süre kadar devam ettirilir. İlaç kesildiğinde bir hafta içerisinde adet kanaması gerçekleşir. Ancak, bu yöntemi kullanmadan önce telefonla da olsa mutlaka yine de doktorunuza danışmalı ve önerilerini almalısınız.

Doktor önerisiyle adet geciktirmek

Adet kanamasının sebebi menstrüel siklusun 2. yarısında salgılanan progesteron hormonunun kan düzeylerinin düşmesidir (progesteron çekilme kanaması). Progesteron içerikli ilaçlar, beklenen adet kanamasından en geç üç gün önce başlanır ve geciktirilmek istenen sürece devam ettirilirse progesteron düzeyleri yüksek kalacağından progesteron çekilme kanaması yani adet olmaz. Adet kanamasına üç günden daha az süre kaldığında ilacın adeti geciktirme olasılığı düşüktür. Bu yöntemi asla eczaneden aldığınız ilaçlarla kendiniz denememelisiniz. Jinekolojik muayene sonrası önerilmesi daha uygundur. Ancak, sürekli takipte olduğunuz doktora danışıp uygun gördüğü taktirde geciktirmek için bu hapları kullanabilirsiniz.

Adet tarihini öne almak

Adet geciktirmeye göre daha zor ve çoğu zaman başarısızlıkla sonuçlanan bir işlemdir. Bir kaç ay öncesinden kullanılmaya başlandığında faydalı olabilir. Onun dışında çok fazla önerilmez. Bu amaçla, yine doktor önerisinde olmak kaydıyla doğum kontrol hapı veya progesteronlar kullanılabilir.

Sakınılması gerekenler

Eczaneden veya eş dostun önerisiyle alınan geciktirici ilaçlar. Hormon içerikli ilaçların doktor muayenesi ve onayı olmadan kullanılması istenmeyen bazı yan etkilere yol açabileceğinden bu kolay yol tercih edilmemelidir. Genellikle bu kişiler kısıtlı ve kulaktan dolma bilgilerle yönlendirme yaptığından bu tür yaklaşımlar sonucunda istenmeyen durumlar ortaya çıkabilmektedir.

Adet geciktirme işlemini rutine bindirmek de önerilmez. Senede 2 maksimum 3 defa doktor önerisiyle bu işlem uygulanabilir. Ancak, sık aralıklarla uygulandığında hormonal düzensizlikler ve bunun sonucunda düzensiz adet kanamaları ortaya çıkabilir.

Halk arasında söktürücü iğne veya hap olarak bilinen haplar vardır. Maalesef eczanelerin bir kısmından bu tür ilaçlar sorgusuz sualsiz temin edilebilmektedir. Özellikle adet gecikmesi olan kadınların bir kısmı bu iğnelerin gebeliklerini de sonlandırdığına inanıp bunları kullanmaktadır. Gerçekte gebe olan bir kadında bu tür ilaçlarla adetin “söktürülmesi” mümkün değildir. Tam tersi özellikle gebede kullanıldığında bebeğe zararı olabilecek bir ilaç verilmiş olur. Gebeliğin devamı istenmiyorsa bile bu ilaçların kullanımı sakıncalıdır. Çünkü bazen bu ilaçlar sonrası gerçekte adet olmayan lekelenme şeklinde kanamalar olabilir. Hasta bunu adet olarak yorumlarsa istemediği bir gebeliğin devam etmesi ve bunun farkında olmama riski ile karşı karşıya kalır.

Doktorunuz size gerekli muayeneleri ve tetkikleri yaptıktan sonra gerekli gördüğü taktirde adet gecikmesi durumlarında adet görmenizi sağlayacak ilaçlar verebilir.

Rahim Ağzında Yara Nedir?

Genel Bilgiler

Rahim boynu (serviks) veya halk arasında daha çok söylenen şekliyle rahim ağzı rahmin vajenle ilişikte olan kısmıdır. Serviksin dış yüzeyini yassı epitel hücreleri döşerken, rahim iç boşluğuna açılan iç kanalını salgı yapan silindirik hücreler döşer. İkisi arasında bir sınır bulunur. Bu sınırdaki hücreler sürekli değişim halindedir. Bu aktif değişim nedeniyle buradaki hücrelerde atipik değişiklik olma riski daha fazladır. Nitekim, serviks kanseri en sık bu bölgeden çıkar.

Puberte öncesi çocuklarda ve genç kızlarda serviksin dış yüzeyinin büyük bir kısmı salgı yapan silindirik hücrelerden oluşurken fizyolojik bir süreç sonucu buradaki hücrelerde yassı epitel hücrelerine değişim olur (metaplazi) ve silindirik hücreler sadece kanal içinde kalır. Eğer, üreme çağındaki kadında silindirik hücreler hala serviks dış yüzeyinde görülüyorsa bunaektropion ya da eversiyon (rahim boynu kanalının dışa dönmesi) denir. Yanlış olarak bu durum yara olarak isimlendirilir ve tedavi etmek adına gereksiz olarak yakılır veya dondurulur. Aslında bu fizyolojik bir süreçtir ve zamanla hücreler kendiliğinden yassı epitel hücresine dönüşebileceğinden bir müdahelede bulunmak gereksizdir. Ektropion hormonların etkisiyle oluşabilir ve bu nedenle gebelerde ve doğum kontrol hapı kullananlarda daha sıktır.

Rahim ağzında yara esas olarak erozyon denilen (veya eritroplaki) durumdur ve ektropiondan farkı yassı epitel hücresine dönüşmüş olan kısımdaki hücrelerde geçirilmiş enfeksiyon vb nedenlerle haraplanma söz konusu olmuştur. İşte gerçek yara budur ve tedavi edilmesi gerekir. Eğer, enfeksiyonla birlikte ise buna servisitdenir. En sık servisit nedenleri, klamidya, gonore ve trikomonastır. Bu durumlarda serviksten bol iltihabi, bazen kokulu akıntı olur. Ektropion ise ancak iyileşmeyen veya sık sık tekrar eden vajina ve serviks enfeksiyonları ile birlikte ise yakarak (koterizasyon) veya dondurarak (kriyoterapi) tedavi edilmelidir.

Yarayı yakmak veya dondurmak oradaki hücreleri haraplamak ve bu şekilde alttan normal hücrelerin rejenerasyonu ile kendini tamir etmesine fırsat tanımaktır. Bu işlemi yapmadan önce mutlaka ve mutlaka smear almak gerekir. Aksi bir yaklaşım tıbbi bir hatadır. Hasbelkader buradaki hücrelerde bulunabilecek gözle görülmeyen kanser öncüsü değişiklikler atlanabilir. Eğer, smear alınır ve bu durum ortaya çıkarılırsa uygun yaklaşımla atipik hücreler de yok edileceğinden kanser gelişimi önlenir.

Yara ne gibi belirtiler verir?

Hiç bir belirti olmadan tesadüfen muayenede saptanabilir veya akıntı, ilişki sırasında kanama gibi belirtiler verebilir.

Akıntı en sık bulgudur. Hücreler salgı yapan hücreler olduğundan normal akıntıda bir artış görülebilir. Üzerine enfeksiyon eklenirse akıntı iltihabi, kötü kokulu olabilir.

İlişki sırasında kanama ya da lekelenme de buradaki hücreleri daha kırılgandır ve ufak bir sürtünme ile kanayabilir. İlişki sırasında kanama rahim boynu kanserlerinin de ilk belirtisi olduğundan bu tür şikayetlerinizde mutlaka doktora başvurmalı yakın zamanda alınmış smear testiniz yoksa aldırmalısınız.

Rahim ağzında kist bulunması ne anlama gelir?

Rahim ağzındaki kistler Nabothy kistleri olarak adlandırılır. Rahim ağzı yaraları bölümünde anlatıldığı gibi rahim ağzındaki salgı yapan silindirik hücrelerzamanla yassı epitel hücrelerine dönüşür. Salgı yapan hücreler girintiler halindedir. Bu girintilerin giriş ağzının yassı epitel hücreleriyle kapanması sonucu salgı yapan hücreler içeride hapsolur. Salgılama devam ettiği sürece dışarı akış olmadığından kistik bir yapı oluştururlar.

Kadınların çoğunda bulunur ve bir belirti vermezler. Patolojik bir anlamları yoktur, dolayısıyla tedavi edilmesi gereken bir durum olarak kabul edilmez. Çok büyürlerse koter ile patlatılıp yakılabilir ancak şart değildir. Ancak, anormal görünümler gösterirlerse kolposkopi ile değerlendirmek gerekebilir.

 

Smear Testi Nedir? Kimlere, Niçin Yapılır?

Smear Testi

Smear (Servikal yayma) rahim ağzı (serviks) kanserinin ve kanser öncüsü durumlarının saptanmasını amaçlayan bir tarama testidir. Bu yöntem ile kanser öncesi hücresel değişikliklerin erken teşhisi ve tedavisi sonucu özellikle bunun yaygın olarak uygulandığı gelişmiş ülkelerde rahim ağzı kanseri görülme sıklığı %70 kadar azalmıştır. Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde ise daha sıktır. Smear testinde anormal hücre bulunmayan bir kadında bir sonraki yıl içinde rahim ağzı kanseri veya kanser öncesi durumlarının görülme sıklığı %1’den azdır.

Rahim ağzı kanseri geliştiğinde şifa ile sonuçlanma olasılığı düşüktür. Buna karşın, kanser öncüsü lezyon aşamasında veya çok erken evre kanser aşamasında yakalandığında şifa ile sonuçlanma olasılığı oldukça yüksek bir hastalıktır. Bu nedenle erken tanı ve etkili bir tedavi çok önemlidir. Smear testi kanser öncüsü lezyonları yakalayabilen bir inceleme olarak bu konuda insanoğluna büyük yararlar sağlamaya devam etmektedir.

Rahim ağzı kanseri uzun bir “kuluçka dönemi” olan bir hastalıktır. Hücrelerde atipikleşme yani kanser öncüsü lezyonların ortaya çıkmasından kanser oluşumuna kadar geçen süre 5-10 yıl arasında ve bazı durumlarda daha uzundur.

Smear testi ayrıca, vajina ve rahim ağzındaki bazı enfeksiyonların tanı ve tedavisini de mümkün kılar.

Smear Nasıl Alınır?

Muayene sırasında tahta spatül, pamuklu çubuk veya özel küçük fırçalarla rahim ağzı ve çevresine sürülerek hücreler alınır ve mikroskop lamı üzerine yayılır. Bu sırada hasta herhangi bir ağrı veya rahatsızlık hissetmez. Alınan materyal patoloji laboratuarına gönderilerek mikroskobik inceleme yapılır.

Smear Ne Zaman, Ne Sıklıkla Alınmalıdır?

Genel olarak kabul edilen yaklaşım, cinsel olarak aktif olan her kadından yılda bir kez servikal smear alınmalıdır. Üst üste 3 yıl yapılan incelemelerde hiç anormal hücre saptanmazsa bu sıklık azaltılabilir. Ancak; sigara içen, ilk ilişkisini 18 yaşın altında yapmış olan, birden çok erkek ile ilişkisi olan, bazı virüslerin (HPV) saptandığı kadınlarda ve kanser riski bulunanlarda her yıl yapılmalıdır.

Düzenli aralıklarla test ve muayenenin yapılması hastalığın mümkün olan en erken dönemde yakalanmasını ve dolayısıyla kesin tedavi şansını sağlar. Ayrıca, düzenli aralıklarla yapılan jinekolojik muayene rahim ağzı kanserinden koruma dışında da diğer jinekolojik hastalıkların erken tanısında yararlar sağlar.

Rahmi alınmış kadınların da smear testini yaptırmaları gereklidir. Vajinayı kaplayan hücreler rahim ağzındakine benzerdir ve bunlarda da hücresel anormallikler gelişebilir. Özellikle, rahim ağzında anormal hücreler bulunması sebebiyle rahmin alındığı kadınlarda düzenli aralıklarla yılda bir smear testi yaptırılmalıdır.

Servikal Yayma Kesin Tanı Koydurur mu?

Smear testi bir tarama testidir. Anormal hücreler kanser öncüsü değişikliklere bağlı olabileceği gibi iltihaplanmalarda ve bazı virüs hastalıklarında da hücrelerde anormallikler, atipik değişiklikler görülebilir. Bu durumlarda enfeksiyon tedavi edildikten sonra tekrar smear almak uygun olur.

Kesin tanı için; şüpheli alanlardan biyopsi almak gereklidir.

Anormal Hücre Bulunduğunda Ne Yapılır?

     Anormalliğin derecesi tedavi şeklini belirlemede önemlidir. Hafif derecede; herhangi bir tedavi yapmadan 3-6 ay sonra servikal yayma tekrarlanabilir ya da kolposkopi denen bir aletle rahim ağzı büyütülerek incelenir. Bunun dışında; yakma, dondurma, rahim ağzını koni şeklinde çıkarma gibi tedavi alternatifleri olgusuna göre karar verilerek uygulanabilir. Gerekli ve uygun olduğunda, rahmin alınması da düşünülebilecek bir tedavi yöntemidir.

Servikal Yaymanın Doğruluk Oranı Nedir?

Tüm tıbbi testler ve muayenelerde olduğu gibi seyrek olarak servikal yaymada da yanılma payı vardır. Ancak, düzenli aralıklarla yapılan testler ile bu yanılma payı asgariye indirilir. Testin yanlış negatiflik oranı yaklaşık %25′dir. Yani hastalığın bulunmasına rağmen testin normal çıkması olasılığı %25′dir. Burada smear alınış tekniğindeki hatalar, patologun deneyimi gibi pek çok faktör rol oynar.

 

Jinekolojik Ultrasonografi

ultt11

Günümüzde ultrason cihazlarının yaygınlaşması sonucu jinekolojik ultrason hemen hemen her jinekolojik muayene ile eş zamanlı yapılmaktadır. Jinekolojik ultrason hiç bir zaman muayenenin yerini tutmaz. Her ikisi birbirini tamamlayıcı yöntemlerdir. Read More »

Jinekolojik Muayene

oda

Jinekolojik muayene hakkında

Jinekolojik muayene, pek çok kadın tarafından kabus olarak nitelendirilir. Bunun sebepleri; utanma duygusu, daha önce yaşanmış kötü tecrübeler ile çevreden duyulan abartılı ve yanlış bilgiler sonucunda oluşmuş haksız ön yargılardır. Utanma duygusu ise yersiz bir duygudur çünkü jinekolog için vajinal muayene yapmak normal boğaz muayenesi yamak ile eşdeğerdir ve önemli olan hastaya faydalı olabilme isteğidir. Unutulmamalıdır ki; zamanında ve rutin olarak yapılan muayeneler, bir çok hastalığın erken dönemlerde teşhisini sağlayarak sonradan ortaya çıkabilecek olumsuz durumları alınacak çok basit önlemlerle engelleyebilir. Basit bir muayene ile örneğin rahim, rahim ağzı, yumurtalık ve vajen kanserleri çok erken safhalardayken yakalanabilir. Yine rahim ağzı (serviks) bölgesindeki gizli enfeksiyonlar – henüz bir yaraya sebebiyet vermeden- teşhis ve tedavi edilebilir.

Ne zaman jinekologa görünmem gerekir?

Cinsel olarak aktif her kadının hiçbir jinekolojik (kadın hastalığı) yakınması olmasa da düzenli olarak yılda en az bir kez jinekolojik muayeneden geçmesi gereklidir. Hatta genç kızların bile en azından, genital (cinsiyet) organlarının gelişimi ve adet düzenleri açısından için adet görmeye başladıktan sonra en az bir kez jinekoloji uzmanınca değerlendirilmesi gerekmektedir. Seksüel fonksiyonları başlamış her kadın da senede bir kez Smear Testi (servikal sürüntü) yaptırmalıdır.

Doktorunuz rutin kontrolleri sırasında jinekolojik muayenenizi yapacak ve gerekirse ultrason ile değerlendirecek, smear testi yapacaktır. Herhangi şüpheli bir durumda gerekli testleri uygulayacaktır. Ayrıca, gebelik istemiyorsanız güvenli korunma yöntemleri tartışılacaktır.

Rutin kontroller dışında jinekologa başvurmam gereken durumlar hangileridir?

Aşağıdaki durumlarda mutlaka vakit geçirmeden jinekologunuzla görüşmenizde fayda vardır?
  • Akıntı (özellikle renkli ve kötü kokulu ise), vajende (hazne) yanma, kaşıntı
  • Adet düzensizlikleri (adet gecikmeleri, sık adet görme, seyrek görme, miktarının ve süresinin fazla olması, adet dışı kanama)
  • Korunmamaya rağmen gebelik olmaması
  • İlişki sırasında veya sonrasında kanama olması
  • Ele kitle gelmesi (kasıkta, dış genital organlarda), karın şişliği
  • Kasık ağrısı, ilişki sırasında ağrı-yanma, adet sancılarının çok fazla olması
  • Vücutta istenmeyen tüylerin artması, emzirme durumu olmamasına rağmen göğüslerden sıvı-süt gelmesi
Ayrıca, gebelik olduğundan şüphelendiğiniz andan itibaren ve hatta gebe kalmayı düşünmeye başladığınızda Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı’na başvurmanız gerekir.

Jinekolojik muayene sırasında neler yapılır?

Jinekolojik muayene, 3 aşama da değerlendirilir. İlk olarak kadının dış genital organları yani vulva gözle incelenir(inspeksiyon). Bu sırada vulvadaki kitleler, cilt lezyonları, enfeksiyon belirtileri değerlendirilir. İkinci aşama vajen ve rahim ağzının (serviks) spekulum denen aletle incelenmesidir (spekulum muayenesi). Bu sırada vaje
n ve serviksteki çeşitli lezyonlar ve varsa akıntı direkt gözle incelenir. Lezyonlardan sürüntü
veyagerekiyorsa biyopsi alınır, akıntı örneği alınarak mikroskopta incelenir veya kültüre gönderilir. Vajen değerlendirilirken vajenin esnekliği idrar torbası ya da rektumsa sarkma olup olmadığı daincelenir.Muayenenin son aşaması ise iki elle (bimanuel) yapılan vajinal muayenedir. Bu muayenededoktorunuzun bir elinin (genellikle sağ) orta ve işaret parmakları ile vajende diğer el ise karındadır (vajinal bimanuel muayene). Bu sırada rahim ve yumurtalıkların pozisyonu, kıvamı, büyüklüğü, kitle olup olmadığı, hareket ettirilip ettirilemediği ve ayrıca, hassasiyet ya da ağrı olup olmadığı değerlendirilir.

Jinekolojik muayene yerine sadece ultrason yapılsa olur mu?

Jinekolojik muayenenin her aşaması önemlidir. Hastanın isteklerine uyarak herhangi birinin atlanması önemli rahatsızlıkların gözden kaçması ile sonuçlanabilir. Bugün hemen hemen her jinekologun muayenehanesinde ultrason imkanı vardır. Bu nedenle, özellikle muayeneden çekinen veya ağrı duyacağından korkan hastalar bizlerle “nasıl olsa ultrason yapacaksınız jinekolojik muayene yapılmasa olmaz mı” şeklinde pazarlık yapmaktadır. Ultrason gerçekten de bizim için çok önemli bir tanı aracıdır. Ancak, jinekolojik muayene ve ultrason birbirini destekleyici yöntemlerdir ve bizim doğru tanı koyma şansımızı artırır. Vulva, vajen ve servikste çıplak gözle görülebilecek lezyonların ve enfeksiyonların ultrasonla saptanması ve değerlendirilmesi mümkün değildir. Ayrıca, ultrason ile saptanan örneğin bir kitlenin mobil (hareket ettirilebilir) veya fikse (hareket ettirilemez) olması, hassas ve ağrılı olup olmaması, kitlenin kıvamı bizim tanımızı kesinleştirebilir ve doğru tedavi olanağı sunar.

Genç kız ve bakirelerde jinekolojik muayene yapılır mı?

Bakire bayanlarda da jinekolojik muayene yapılabilir. Ama tabii ki bakire olan bayanlarda spekulum muayenesi ve vajinal bimanuel muayeneyi yapmak mümkün değildir. Ancak, dış genital organlar direkt gözle incelenebilir. Ayrıca, büyük dudaklar gazlı bezle hafifçe ayrılarak vajen girişinin gözlenmesi ile akıntı ve enfeksiyon olup olmadığı değerlendirilebilir. Bunun yanında vajinal bimanuel muayene yerine rektal bimanuel muayene yapılır. Bir elin işaret parmağı makatta iken diğer el yine karın üstünde olduğu pozisyonda yapılan muayenedir. Yine vajinal bimanuel muayenedekine benzer şekilde rahim ve yumurtalıklardaki anormal durumlar değerlendirilmeye çalışılır.

Kanamalı iken jinekolojik muayene yapılabilir mi?

Gerekiyorsa yapılabilir. Özellikle anormal kanama durumlarında kanamanın nedenini ortaya çıkarmak için jinekolojik muayene ve vajinal ultrason rahatlıkla yapılabilir. Ancak, rutin jinekolojik muayenin adet dışı bir dönemde yapılması tercih edilir. Bu durumda, enfeksiyon bulguları ve akıntı daha iyi değerlendirilir. Smear almak için de adet dışı zamanlar tercih edilir.

 

 
Page 1 of 212»
 
 

Danışma Hattı

  • Uğur Mumcu cad. 17/2 Gaziosmanpaşa / ANKARA.
  • 0 (312) 447 77 97
  • 0 (312) 437 41 62
  • 0 (312) 446 35 32

UYARI

Bu sitede yer alan tıbbi bilgiler sadece bilgilendirme amaçlıdır. Özel durumlarınız ve sorularınız için İletişim linkinden formu doldurunuz.