Gebelikte Sık Görülen Şikayetler

Gebeliğin her dönemine özgün şikayetler vardır. Bunlar her ne kadar gebeleri rahatsız etse de çoğu herhangi bir anormal bir duruma işaret etmeksizin sadece gebelikte görülen fizyolojik değişimlerin sonucudur. Ancak, yine de zaman zaman bu tür yakınmaları gidermek veya daha ciddi problemleri ekarte etmek için müdahale etmek gerekebilir.

Gebeliğin erken dönemlerinde ve ilk 3 ayda anne adayının vücudunda birtakım değişiklikler olmaya ve gebeliğe ait ilk yakınmalar ortaya çıkmaya başlar.

İlk 3 ayda görülebilen şikayetler:

  • Bulantı ve kusma
  • Halsizlik, uykuya eğilim, başağrısı
  • Psikolojik gerginlik, anksiyete
  • Göğüslerde hassasiyet
  • Vajinal kanama veya lekelenme
  • İdrara sık çıkma
  • Pityalizm (tükrük salgısında artış)
  • Kasık ağrısı gibi yakınmalar olabilir.

İkinci trimesterde yani gebeliğin 13-27. haftaları arasında büyüyen gebeliğe ve vücuttaki belirginleşen fizyolojik değişimlere bağlı yakınmalar ortaya çıkar. İlk aylarda görülen bulantı ve kusma, baş ağrısı, halsizlik, uyku hali gibi yakınmalar büyük oranda azalır. Gebeliğe bağlı yükün henüz çok fazla artmaması ve ilk trimesterdeki şikayetlerin azalması sebebiyle esasında gebeliğin en rahat dönemleri sayılabilir. Bu aylarda:

  • Kasık ağrıları
  • Kabızlık
  • Ciltte değişiklikler (gebelik lekeleri, döküntüler, sivilcelenmeler, saç dökülmesi)
  • Vajinal akıntıda artış
  • Aşerme ve pika (toprak yeme)
  • Bacaklarda  kramplar
  • Sırt ağrıları
  • Kansızlık (anemi) görülebilir.

Gebeliğin son aylarında ise yakınmalar tekrar artmıştır, çünkü büyüyen bebeğin anne vücudundaki yükü belirginleşmiştir. Bu dönemde:

  • Nefes darlığı, çarpıntı
  • Halsizlik, yorgunluk
  • Ağrılar (karın, kasık, sırt ve belde)
  • Bacak krampları
  • Mide şikayetleri (yanma, reflü, bulantı)
  • Kabızlık
  • Varisler
  • Ödem
  • Kasılmalar
  • Psikolojik sorunlar (gebelik depresyonu)
  • İdrar şikayetleri (sık çıkma, kaçırma) gibi şikayetler ortaya çıkar.
Bulantı ve kusma

Özellikle ilk trimesterde 4-8 haftada başlar ve 14. haftaya kadar devam eder. Bazen 22. haftaya kadar uzayabilir. Sabahları daha fazladır ama gün boyu sürebilir. Genelde ilk gebeliklerde, genç kadınlarda ve ikiz gebeliklerde daha şiddetlidir. Sebebi tam olarak ortaya çıkarılamamıştır. Yüksek hCG düzeyleri suçlanmıştır ancak estrojen düzeylerinin artması,  annenin psikolojik sıkıntıları, B6 vitamini eksikliği, gebeliğe bağlı mide-barsak sistemindeki değişiklikler, tiroid bezinin normalden çok çalışması ile ilgili olabilir. Midesinde gebelik öncesinde ülseri olanlarda bulantı ve kusma şikayetleri daha dirençli ve uzun süreli olabilir. Az miktarlarda ve sık aralıklarda yenmesi önerilir. Yemekler sırasında az sıvı almak da iyileşmeye yardımcı olur. Katı, kuru, yağsız ve tuzlu gıdalar önerilir. Amaç, mideyi tamamen boş veya tamamen dolu tutmaktan kaçınmaktır.

Bazen kusmalar çok şiddetli olup dehidratasyona (aşırı su kaybı) neden olabilir (hiperemezis gravidarum). Bu durumda, annenin depoları yıkılmaya başlar ve bunların yıkım ürünleri kanda ve idrarda artar. Eğer, idrar tetkikinde keton çıkıyorsa annenin beslenemediği ve depolarının yıkılmaya başladığı anlamına gelir ki gebenin hastaneye yatırılıp serum tedavisi gerekebilir. Şiddetli kusma olan olgularda öncelikle bu tabloya neden olabilecek üzüm (mol) gebeliği, idrar yolu enfeksiyonları, pankreas iltihabı, safra kesesi ve karaciğer hastalıkları, apandisit, mide-barsak hastalıkları, mide ülseri, tiroid hormon yüksekliği gibi hastalıkların olmadığının gösterilmesi için genel bir fizik muayene ve uygun tetkikler yapılır.

Doktorunuzun önerisi olmadan antiemetik (bulantı giderici ilaçlar) kullanmayınız!!

Halsizlik, Uykuya Eğilim, Başağrısı

Erken gebelikte birçok gebe halsizlik ve şiddetli uyku halinden şikayetçidir. Genellikle 4. ayda düzelen bu durum muhtemelen gebelikte artan progesteron hormonuna bağlıdır. Bazı gebelerde özellikle gebeliğin erken döneminden itibaren nedeni bilinmeyen bir şekilde baş ağrıları olabilir. Hormonlardaki değişimler, gebeliğe bağlı diğer dolaşımsal değişiklikler veya psikolojik nedenlerle oluşabileceği düşünülmektedir. Yoğun kahve, çay gibi kafeinli maddeleri tüketenlerde gebelikle birlikte bunların kesilmesi de bir süre baş ağrısına neden olabilir.

Gebeliğin ortalarında genellikle şiddeti azalır veya kaybolur. Baş ağrısı her ne kadar gebelikte beklenebilen bir durum ise de özellikle son 3 aydaki baş ağrılarının dikkate alınması ve hipertansiyonla ilişkili olup olmadığının değerlendirilmesi gereklidir.

Gebelikte görülebilen baş ağrılarının azaltılmasında öncelikle ilaç dışı yaklaşımlar denenebilir. Şakaklara yapılan hafif masaj, gevşeme egzersizleri, yüze ve şakaklara uygulanacak sıcak kompres, hafif egzersizler, sakin bir ortamda yürüyüş gibi tedbirlerle geçmeyen baş ağrıları söz konusu ise o zaman doktorunuzun önermesi koşuluyla bebeğe zararı olmadığı iblinen bazı ağrı kesiciler kullanılabilir.

Psikolojik gerginlik, anksiyete

Özellikle ilk gebelikte anne adayı hayatını etkileyecek bir değişim ile karşı karşıyadır. Buna bağlı gebelik başında adayında bazı psikolojik değişiklikler ortaya çıkabilir. Kişi çok labil (değişken) bir ruh hali gösterebilir. Normalden fazla alıngan, sinirli, gergin veya depresif bir kişilik sergileyebilir. Bu değişimler az da olsa hormonların etkisi ile olabileceği gibi esas olarak anne adayının gebelikle ilgili endişeleri, korkuları sonucudur. Daha çok aile içi sorunlar olduğunda, planlanmamış gebeliklerde veya tam tersi çok istenen ancak kötü sonuçlanmasında korkulan bir gebelikte bu şikayetlerin ortaya çıkma şansı daha fazladır.

Erken gebelik dışında gebeliğin son zamanlarında da doğumla ilgili endişeler, doğum sonrası anne olmanın getirdiği tedirginlikler, kendinden emin olamama ve yetersizlik korkusu, maddi ve manevi birtakım sorunlara bağlı “gebelik depresyonu” gelişebilir.

Bu durumlarda gebenin çevresindeki kişilere de sorumluluk düşer. Mümkün olduğunca anne adayını rahatlatmaya, endişelerini gidermeye çalışmalı ancak yetersiz olunduğunda profesyonel yardım almalıdırlar.

Göğüslerde hassasiyet

Gebeliğin erken dönemlerinden itibaren artan hormonlar (estrojen, progesteron ve prolaktin) göğüslerdeki gerginlik ve hassasiyetin temel nedenidir. Gebede dokunmakla bile ağrı olabilir. Bir süre sonra bu şikayetler kendiliğinden geçecektir.

Vajinal kanama veya lekelenme

Gebelikte beklenen adet tarihi civarında normalden az, lekelenme tarzında bir kanama olabilir. Halk arasında “üste görme” olarak bu durum her zaman gebelikte bir anormal durum olduğunu göstermez. Ancak, her ne şekilde olursa olsun ilk 3 aydaki her türlü vajinal kanama aksi ispat edilene kadar “düşük tehdidi” olarak adlandırılır. Bu nedenle, mutlaka bir doktor tarafından değerlendirilmesi ve gebeliğin sağlıklı olduğunun gösterilmesi gerekir. Bu durumda, erken ve zamanında başvuru sağlığınız için riskli durumların erken tanısını ve zamanında müdahale edilebilmesini sağlar.

Özellikle, bazı hastalar bu tür kanama durumlarında vajinal muayene korkusu ile doktora başvurmamaktadır. Ancak, gebelikte vajinal muayene bölümünde anlatıldığı gibi gebelik sırasında yapılacak vajinal muayenenin kesinlikle düşüğe sebep olma gibi bir riski yoktur. Düşük tehdidi olgularının bir kısmında düşüğü önlemek mümkün olmaz. Bu gibi durumlarda olumsuz sonucu muayene yapılmış olmasına bağlı eğilim vardır, çünkü herkes kötü sonuç için bir sebep aramaya çalışır. Hiç kimse, vajinal muayene veya ultrason yapılmış buna rağmen hiç bir sorun olmadan sürdürülmüş bir gebeliğin reklamını yapmaz ama hasbelkader düşükle sonuçlanmışsa çok kolaylıkla suçlu ilan edilebilir. Bilimsel kanıtlar, düşük tehditi durumlarında muayenenin kesinlikle düşüğü agrave etmediğini buna karşın anne için riskli durumların ortaya konmasında yararlı olduğunu göstermektedir.

İdrara sık çıkma ve idrar kaçırma

Gebelikte rahmin büyümesi ile mesaneye baskı yapması mesane kapasitesini azaltır. Bunun yanında gebelikte böbrek fonksiyonlarında değişimler ve idrar yollarında hormonların etkisiyle oluşan bazı değişimler söz konusudur. Bu değişimler sonucu sık idrara çıkma gereksinimi doğar, öksürük ve aksırık da idrar kaçırma olabilir ve ayrıca idrar yolları enfeksiyon riski de artar.

İdrar şikayetleri 2. trimesterde biraz hafiflese de son aylarda bebeğin başının mesaneye basısı sonucu genellikle yeniden artacaktır.

Bu sıkıntıları hafifletmek için; yatmadan birkaç saat önce su içmeyi azaltmanız uyku sırasında rahat etmenizi sağlayabilir. Ancak, gün boyunca sıvı alımını azaltmanız kesinlikle önerilmez. Çünkü bol sıvı almanın daha önce de bahsedilen pek çok olumlu etkisi vardır.

İdrarınızı tutmak önerilmez çünkü, idrar yolları enfeksiyonunu riskini artırır. İdrar yaparken öne doğru eğilmeniz idrar torbanızın tam olarak boşalmasına yardımcı olur. Sık idrara çıkma gebelikte normal kabul edilebilir ancak idrar yaparken yanma ve sızlama ile birlikte kasık ağrısı şikayetiniz de varsa bu durum “idrar yolu enfeksiyonu” na bağlı olabilir, doktorunuza  danışınız. Gebelik sırasında asemptomatik, yani bulgu vermeyen, idrar yolları enfeksiyonu da sıktır. Bu nedenle, takipleriniz sırasında hiç bir şikayetiniz olmasa da doktorunuz idrar tetkiki yaptırılmasını önerecektir.

Pityalizm (tükürük salgısının artışı)

Bazı kadınlar da salya artışından yakınırlar. Bulantı-kusmaları olanlarda daha sık görülür. Benzer şekilde 14-16 haftada genellikle kaybolur. Bunun sebebi bazen nişasta alımına bağlı tükürük bezlerinin stimulasyonudur, ancak çoğu kez sebebi bulunamaz. Bulantı-kusmalara yol açan hormonların etkisi sonucu olabileceği öne sürülmüştür. Bunun dışında ağız içinde ya da dişlerde ortaya çıkan problemler, bademcik iltihabı gibi hastalıklar da tükürük üretimini arttırabilir. Tükürüğün rahatsız edecek seviyede fazla olması üretim miktarındaki artışa bağlı olabileceği gibi yutulmasındaki azalmanın bir sonucu da olabilir. Tedavide önerilebilecek bir ilaç yoktur. Ancak, az miktarlarda sık sık yemek ve dişleri fırçalamak faydalı olabilir. Özellikle, tükürüğünü yutamayıp çıkartmak zorunda kalanlarda ciddi sıvı kaybı olabilir. Bu nedenle bol sıvı alımı önerilir.Sert ve aromasız şekerler ile şekersiz sakız yakınmaları azaltabilir. Ayrıca, çeşitli çerezlerden (kabak çekirdeği, beyaz leblebi, ayçekirdeği) fayda görenler de vardır.

Kasık ağrısı

Gebeliğin başlarında kasıklarınızda, kalça ve belinizde ağrı hissi ile karşı karşıya kalabilirsiniz. Rahim büyürken onu tutan bağ dokuları da gerilir. Ağrının sebebi de bu gerilmedir. Rahatsızlık verici olsa da, endişelenmenize gerek yoktur. Ağrılar çok şiddetli ise, spazm gibi periyodik halde geliyorsa doktorunuza başvurunuz. Gevşeme egzersizleri, ılık banyo gibi tedbirler ağrıları hafifletebilir.

Gebeliğin 2. 3 ayında da rahmi yerinde tutan bağlardaki gerilme ağrıları devam eder.

Önceden karın bölgesine uygulanan bir ameliyat geçirmişseniz veya yumurtalık ve tüpleri tutan enfeksiyonlar geçirmişseniz, endometriozis hastalığınız varsa ağrının nedeni buradaki iç yapışıklıkların gerilmesi de olabilir. Bu ağrılar daha çok kronik ve künt dediğimiz tam olarak yeri lokalize edilemeyen ağrılar şeklindedir. Kasık ağrıları bebeğiniz ve sizin için bir tehdit oluşturmasa da, bu şikayetinizin fazla ve uzun süreli olması, spazm şeklinde olması, her zamankinden farklı olması yani karakter değiştirmesi halinde mutlaka doktorunuza bildirin.

Kabızlık

Gebelikte kabızlık (konstipasyon) geçiş zamanının uzaması ve büyüyen uterusun basısı sonucu sık görülür. Hemoroid oluşumu da sıktır. Gebelik öncesi barsak alışkanlıkları normal olan gebeler yeterli miktarda sıvı alarak, diyetinde posalı yiyecekler alarak ve egzersizle konstipasyonu önleyebilir.

Bol sıvı yanında posalı (lifli) gıdaların da tüketilmesi gebelikte sık görülen kabızlık şikayetlerini azaltır. Lifli gıdalar kepekli ekmek, yulaf ezmesi, barbunya, kepekli makarnalar, kayısı, kuru üzüm, bezelye, pırasa, esmer pirinç, ahududu ve kuruyemişte bol miktarda vardır. Ayrıca bolca kayısı, erik, incir kompostoları ve doğal meyve suları da içebilirsiniz. Sabah kahvaltısından önce aç karınla bir bardak ılık su içiniz. Tüm bunlara ek olarak yaptığınız egzersizi artırmanız da bu probleminizin azalmasına yardımcı olabilir. Özellikle açık havada yapılan bir saatlik yürüyüşler kendinizin ve gebeliğinizin sağlığı açısından önemlidir.

Gerektiğinde doktorunuzun vereceği ilaçlar kullanılabilir. Ancak, her türlü ilaçta olduğu gibi doktora danışmadan herhangi bir kabızlık ilacı kullanmayınız.

Cilt değişiklikleri

Gebelik sırasında cildinizde gebelik için bazı tipik değişiklikler olur. Örneğin, vücuttaki bazı bölgelerde cilt kahverengileşerek kararabilir. Bu durum yüzde olduğunda gebelik maskesi (kloazma) adı verilir. Göbek altında kasığa kadar uzanan koyu renk bir çizgi oluşur (linea nigra). Ayrıca;  göğüs uçları, karın ve kasıkta da ciltte koyulaşma görülebilir. Ciltteki bu koyulaşmaların gerçek nedeni belli olmamakla beraber, gebelikte salgısı artan estrojen hormonuna ve ciltte pigmentasyonu artıran melatonin hormonuna bağlı olduğu düşünülmektedir. Bazı kadınlarda bu tür cilt değişiklikleri doğum kontrol hapı kullanırken de ortaya çıkabilir. Direkt güneş ışığına veya diğer ultraviyole ışıklara maruz kalmakla daha da artabilir. Bu nedenle, gebelik sırasında güneşlenirken özellikle yüzünüz yüksek koruyucu faktörlü kremleri kullanmakta yarar vardır.

Gebelik sırasında görülebilecek diğer cilt değişiklikleri el ayası ve ayak tabanlarında kızarıklıklar (palmar eritem), vücutta bazı kaşıntılı ve döküntülü sivilce benzeri lezyonlardır . Ayrıca, kılcal damarların genişlemesine bağlı kırmızı ben şeklinde lezyonlar(hamartom) veya örümceğe benzer damar genişlemeleri (spider nevus) de görülebilir. Normalden fazla tüylenme, saç dökülmesi, tırnaklar da kırılma gibi gebelik döneminde görülebilir.

Gebelikte görülen bu tür değişikliklerin çoğu doğum sonrası kaybolur. Cilt kararmaları doğumdan sonra bir miktar azalsa da soluk bir şekilde kalıcı da olabilir. Rahatsızlık boyutunda olması durumunda dermatologlar tarafından tedavi edilebilmektedir.

Karın çatlakları (striae gravidarum) ise gebelikte görülen cilt değişikliklerinin en sık görüleni ve kalıcı olduğu için en rahatsızlık verenidir. Çoğu kadın bunu anneliğin bir işareti olduğunu düşünerek rahatsızlık duymaz. Tüm gebelerin %70’inde görülür. Mekanik gerilmeye ve hormonal nedenlere bağlı olarak ortaya çıkar. Benzer çatlaklar gebe olmayanlarda da ani kilo değişimleri sonucunda görülebilir. Gebe kadınların en sık sorduğu soruların başında bu çatlakların önlenmesi gelir. Piyasada bir çok kozmetik ürün çatlakları önlediği veya azalttığı iddiasıyla sunulmaktadır. Ancak, çoğu zaman bunları önlemek mümkün olmaz. Ailede (anne veya kız kardeşinde) olanlarda daha sık görülmektedir. Bol sıvı alımının faydalı olabileceği düşünülmektedir. Nemlendirici kremlerin de faydası az da olsa olabilir. Piyasaya yeni sunulan bir kremin 2. trimester başından itibaren kullanılmaya başlaması ile gebelik çatlakları oluşumunun %90 azaldığı öne sürülmektedir, ancak yeni olduğu için faydası konusunda bugün itibarıyle yeterli deneyimimiz yoktur.

Akıntı

Gebelerde fizyolojik akıntı artar. Estrojen artışına bağlı rahim boynu salgı bezlerinin salgısının artmasına bağlıdır. Enfeksiyöz nedenler ekarte edilmelidir. Gebeliğin fizyolojik akıntısı renksiz ve kokusuzdur. Eğer, akıntınız kötü kokulu ise, sarı iltihabi renkte ise, beyaz süt kesiği gibi ise ve beraberinde kaşıntı yanma gibi şikayetler de varsa enfeksiyon olabilir. Gebelik sırasında sık görülen şikayetlerden biri de tekrarlayıcı vajinal mantar (candida) enfeksiyonlarıdır. Gebelikte vajinanın asiditesi ve glikojen miktarındaki değişimlere bağlı olarak mantar enfeksiyonlarına uygun bir zemin oluşur. Enfeksiyonlar, erken doğum riskini artırabileceğinden tedavi edilmelerinde fayda vardır. Gebeliğin 2. yarısında aniden fazla miktarda olan su gibi akıntılar zarların erken açılmasına bağlı olabilir. Böyle bir durum süz konusu olduğunda mutlaka doktorunuza başvurmanız gerekir.

Aşerme ve Pika

Gebelikte turşu, limon, muz, karpuz, soğan gibi bir takım yiyeceklere karşı aşırı istek doğması aşerme olarak bilinir. Sebebi bilinmemektedir. Genellikle bunların normal miktarlarda tüketiminde sakınca yoktur ancak, örneğin tuzlu bir turşunun aşırı miktarlarda yenmesi aşırı sıvı tutulumuna yol açabileceğinden makul ölçülerde yenmelidir.

Bir de gebelikte değişik gıdalara ve buz (pagofaji), nişasta (amilofaji) ve toprak (geofaji) gibi gıda olmayan maddelere istek olabilir. Buna pika denir. Sebebi bilinmemekle birlikte şiddetli demir eksikliğine bağlı olabilir.

Bacaklarda Kramplar

Gebelikte bacaklardaki kramplar fazla rahatsız edici değilse normal kabul edilebilir. Kramplar genelde 3. aydan sonra ve geceleri daha sık görülür. Çok sık olursa kalsiyum alımınızı gözden geçirin ve durumu doktorunuzla tartışın. Krampların tedavisinde kalsiyum ve bazen de magnezyum desteği yapılması faydalı olabilir.

Bacak kramplarının kesin nedeni belli olmamakla beraber kalsiyum ve magnezyum azlığı genel olarak suçlanmaktadır. Gerçekten de bazı hastalarda kalsiyum ya da magnezyum desteği verildiğinde şikayetlerde azalma olabilmektedir.

Kalça kaslarınızı gerici egzersizler krampların azalmasında yararlı olabilir.. Uzun süre oturmaktan veya uzun süre yürümekten kaçınmak gerekir. Aniden kramp girerse, dizinizi gererek ayağınızı hafifçe yukarı kaldırın.  O bölgeye masaj, sıcak uygulamalar rahatlatıcı olabilir.

Sırt Ağrısı

Gebelerde özellikle gebelik haftasının ilerlemesiyle gözlenebilir. Önceden olması ve obesite riski artırır. Gebelik sırasında kalça bölgenizdeki kemiklerin arasındaki eklemlerde doğuma hazırlık olarak gevşeme olur. Ayrıca, rahminizin ağırlığı artar ve ağırlık merkezinin yeri değişir. Bunun sonucunda beldeki normalde olan çukurluk (lordoz) artar. Normal pozisyondaki bu değişiklik gebelikte bel ve sırt ağrılarına neden olur.

Gebelere eğilmeden kaçınmaları ve yerden bir şey alırken çömelmeleri önerilmektedir. Ayrıca bel ve sırt sağlığını olumsuz etkileyen topuklu ayakkabı giymekten kaçınmak ortopedik ayakkabıları tercih etmek gerekir. Karın bölgenizdeki kasları çalıştırmak için yapılan egzersizler bel ve sırt ağrısının azalmasına yardımcı olacaktır.

Şiddetli sırt ağrısı varlığında ortopedik konsültasyon yapılmalıdır. Gebeliğe bağlı osteoporoz da şiddetli kalça ve bel ağrısı yapabilir.

Nefes darlığı, Çarpıntı

Son aylarda artık iyice büyüyen rahim soluk alıp vermeyi sağlayan kas olan diyafram kasını sıkıştırır ve bu kasın hareketi için kısıtlı bir alan kalır. Gebelerde toplam akciğer kapasitesi azalır. Soluk alıp vermede güçlük, egzersiz toleransında azalma gibi belirtiler ortaya çıkabilir. Düz yatmaktan kaçınmak, oturur ya da yarı oturur pozisyonda 2-3 yastıkla uyumak uyku sırasındaki nefes darlığını azaltabilir.

Gebelerde normal kalp hızında bir artış görülür. Bazı gebeler bunu rahatsızlık boyutunda çarpıntı olarak hissedebilirler.

Kansızlık (anemi)

Bebeğin gebelik sırasında artan gereksinimleri, kan hacminizdeki %50 artış ve doğum sırasında kanama ile kaybedilecek kan nedeniyle vücudunuzun demir gereksinimini artar. Gebelik öncesinde günlük elementer demir ihtiyacınız 15 mg iken gebelikte bunun 2 katına (30 mg) gerek vardır. Besinlerle alınan demir yeterli gelmeyeceğinden dolayı ilave demir haplarını her gebenin mutlaka kullanması gerekir. Önceden anemik olanlarda, çoğul gebeliklerde ilave edilmesi gereken 60-100 mg’dır. Ayrıca demirden zengin gıdaların tüketilmesinde fayda vardır. Pekmez, kuru üzüm, kuru baklagiller, karaciğer, dalak, yürek, kırmızı etler, pekmez, yumurta gibi gıdalar demir açısından zengindir. Gebelerde anemi; yorgunluk, güçsüzlük, çarpıntı, üşüme, nefes darlığı, baş dönmesi ve vücut direncinin azalması gibi sıkıntılara neden olabilir.

Mide şikayetleri (yanma, reflü)

Mide yanmasının en sık sebebi, “reflü” olarak bilinen mide içeriğinin yemek borusuna doğru geri kaçmasıdır. Bunun sonucunda mide asitleri yemek borusunu tahriş eder ve özellikle göğüs bölgesine doğru vuran yanma şikayetleri olur. Gebelikte reflü’nün normalden daha sık olarak karşımıza çıkmasının bir kaç ayrı nedeni vardır. En önemli neden büyüyen uterusun (rahmin) mideyi yukarıya itmesidir. Diğer bir neden, sindirim sisteminin çalışması hormonların (özellikle progesteron hormonu) etkisi altında yavaşlaması sonucunda yemek borusunda dalga şeklinde hareketlerle ilerleyen yiyeceklerin gidişi gebelik sırasında yavaşlamaktadır. Midenizin boşalması gecikmekte ve yiyecekler sindirim sisteminden daha yavaş boşalmaktadır. Bunun sonucunda hazımsızlık, şişkinlik ve bulantı hissi gibi şikayetler de görülebilecektir. Ayrıca mide ile yemek borusu arasındaki büzücü kas yine gebelikte artan progesteron hormonu etkisiyle gevşemekte ve mide asid içeriği yemek borusuna geçerek göğüste yanma şikayetine yol açabilmektedir.

Gebelikte beslenme bölümünde anlatıldığı gibi az az sık sık yemek reflü’yü dolayısıyla yanma, bulantı gibi şikayetleri azaltacaktır. Fazla asitli gıdalar ile aşırı acılı, ekşili, baharatlı, yağlı gıdalardan uzak durmanızı öneririz. Fazla miktarda çay, kahve ve çikolatadan sakının.

Kızartma türü gıdalar yerine haşlama türü gıdaları tercih edin. Ayrıca mide yanmanızı artıran ani öne eğilmeler gibi hareket ve pozisyonlardan kaçının. Geceleri yatarken başınızın altına bir yastık daha koyup başınızı biraz daha yükseltebilirsiniz.

Bu tedbirlere rağmen mide yanmanız devam ediyorsa ise doktorunuz size bir takım antiasid ilaçlar verebilir, fakat doktorunuza danışmadan ilaç kullanmayınız.

Varisler ve hemoroid (basur)

Eğilimi olan kişilerde gebelik, uzun süre ayakta kalma ve ilerleyen yaşla bacaklarda ve genital bölgede varisler oluşabilir. Varisin oluşmasına sebep büyüyen rahmin bacaklardan gelen toplardamarlara bası yapması sonucu kanın bacaklarda göllenmesiyle toplardamarlarda genişlemelerin oluşmasıdır. Gebelik ilerledikçe belirginleşir. Tedavi daha çok periyodik dinlenme, ayakların kaldırılması ve elastik çoraplarla sağlanır. Yürüyüş ve akşamları 15-20 dakika süreyle bacakları hafif soğuk suda dinlendirme de şikayetlerin giderilmesinde yararlı olacaktır. Cerrahi düzeltme gebelikte önerilmez, ancak semptomlar çok şiddetli ise düşünülebilir. Vulvadaki varisler için lastik köpük pedlerle askıya alma işlemi yapılabilir.

Hemoroid oluşumu da rektum (son barsak) toplar damarlarında basıncın artması ve toplar damarlardan dönüşün uterus tarafından engellenmesi ile gebelikte agrave olur. Ayrıca gebelikteki hormonlar, kabızlık ve kilo artışı da sebepler arasındadır. Aslında bir çeşit varistir. En sık yakınmalar makadda ağrı, kanama, kaşıntı ve akıntıdır. Ilık oturma banyoları ve dışkıyı yumuşatıcı tedbirler (bakınız Kabızlık) ile şikayetler azaltılabilir. Uzun süre ayakta durmaktan, sert sandalyelerde uzun süre oturmaktan sakınmak gerekebilir. Bu önlemlere rağmen şikayetleriniz geçmezse doktorunuz size kabızlık önleyici tedavi veya makad bölgesine topikal anestetik etkisi olan lokal krem, fitil tedavisi uygulanabilir.

Yanma (gastik reflü)

Uterusun itmesine ve yemek borusu alt ucunu kapatıcı kasların  gevşemesine bağlıdır. Sık ve az yeme önerilmeli, katlanma veya düz yatmadan kaçınmalıdır. Antasidler verilebilir.

Ödem

Gebelerde ödem, sık rastlanılan bir durumdur. Gebeliğin normal sürecinde görülebildiği gibi bazen anormal durumlara da işaret edebilir. Büyüyen rahmin bacaklardan dönen kan üzerine bası yapması sonucunda gebeliğin özellikle son dönemlerinde görülen ödemler genelde ciddi bir sorun oluşturmaz. Doktorunuz takipleri sırasında ödemi de takip edecek ve normal olup olmadığını değerlendirecektir. Özellikle gebeliğin son dönemlerinde belirginleşen ödemleri azaltmak için uzun süreli hareketsiz bir şekilde ayakta kalmamak, tuz tüketiminde aşırıya kaçmamak ve dinlenirken ayakların altına bir yastık koyup yükseltilmek önerilmektedir. Bacaktaki ödemlere el ve yüzlerdeki şişliklerin de eklenmesi preeklampsinin (gebelik hipertansiyonu) bir işareti olabilir. Bu durumda mutlaka doktorunuza başvurmanız gerekir.

Kasılmalar

Rahimde kasılmalar aslında gebeliğin 2. trimesterden itibaren görülmeye başlar. Başlangıçta çok hafif ve gebenin hissedemeyeceği şiddette olan bu kasılmalar gebelik miyada yaklaştıkça hissedilebilir şiddete ulaşır. Tıbbi literatürde “Braxton-Hicks” kasılmaları, halk arasında “yalancı kasılmalar” olarak bilinen bu kasılmaların normal doğum sırasındaki kasılmalardan farkı düzensiz olması ve hafif olmasıdır. Düzenli ve giderek araları azalan ve şiddeti artan şekilde olmadığı sürece bu kasılmaları çok ciddiye almamak gerekir. İstirahat, ılık banyo ve bol sıvı alımı çoğu zaman iyi gelir. Ancak kasılmaların sıklığı ve şiddeti giderek artıyor ise ya da her zamanki hafif kontraksiyonlardan farklılık gösteriyor ise doktorunuzla temasa geçmeniz gerekebilir.

Doğum öncesi izni

4857 sayılı iş kanunun 74. maddesine göre hamile kadınlar 8 haftası doğumdan önce, 8 haftası da doğumdan sonra olmak üzere toplam 16 hafta doğum izni kullanabilmektedirler. Yine doktor raporu ile doğuma 3 hafta kalana kadar çalışabilmekte ve izinlerinin geri kalan kısmını doğum sonrasına aktarabilmektedirler.

İkiz veya daha fazla bebek bekleyen anne adaylarında ise doğum öncesi izni 8 yerine 10 hafta olarak kullanılabilmektedir.

Bu konu ile ilgli kanun maddesi şu şekildedir:

MADDE 74. Kadın işçilerin doğumdan önce sekiz ve doğumdan sonra sekiz hafta olmak üzere toplam onaltı haftalık süre için çalıştırılmamaları esastır. Çoğul gebelik halinde doğumdan önce çalıştırılmayacak sekiz haftalık süreye iki hafta süre eklenir. Ancak, sağlık durumu uygun olduğu takdirde, doktorun onayı ile kadın işçi isterse doğumdan önceki üç haftaya kadar işyerinde çalışabilir. Bu durumda, kadın işçinin çalıştığı süreler doğum sonrası sürelere eklenir.

Yukarıda öngörülen süreler işçinin sağlık durumuna ve işin özelliğine göre doğumdan önce ve sonra gerekirse artırılabilir. Bu süreler hekim raporu ile belirtilir.

Hamilelik süresince kadın işçiye periyodik kontroller için ücretli izin verilir. Hekim raporu ile gerekli görüldüğü takdirde, hamile kadın işçi sağlığına uygun daha hafif işlerde çalıştırılır. Bu halde işçinin ücretinde bir indirim yapılmaz.

İsteği halinde kadın işçiye, onaltı haftalık sürenin tamamlanmasından veya çoğul gebelik halinde onsekiz haftalık süreden sonra altı aya kadar ücretsiz izin verilir. Bu süre, yıllık ücretli izin hakkının hesabında dikkate alınmaz.

Kadın işçilere bir yaşından küçük çocuklarını emzirmeleri için günde toplam birbuçuk saat süt izni verilir. Bu sürenin hangi saatler arasında ve kaça bölünerek kullanılacağını işçi kendisi belirler. Bu süre günlük çalışma süresinden sayılır.

 

Gebelikte Fizik Aktivite ve Egzersiz

Genel olarak gebelerde egzersizin kısıtlanması kendini aşırı yormadığı sürece ve kendine veya fetusa zararlı boyutlara getirmediği sürece gerekli değildir. Düzenli egzersiz yapan kadınların aktif eylem süresinin kısaldığı ve daha az sezaryen oldukları ve fetal distresin azaldığı gözlenmiştir. Ancak, düzenli aerobik ve koşu egzersiz programlarının doğum kilosunu ortalama 300 g azaltılabileceği gösterilmiştir. ACOG’un (Amerikan Obstetrisyen ve Jinekologlar Birliği) önerisi gebelik öncesi aerobik egzersiz alışkanlığı olanların egzersizlerine devam edebileceği yönündedir. Ancak, yeni veya yoğunlaştırılmış egzersiz programları önerilmemektedir. Daha önce yürüme dışında belirgin fizik aktiviteleri olmayanların egzersize başlaması da önerilmez.

Gebelik esnasında 3 kas grubunun çalıştırılması önemlidir. Bunlar sırt, karın ve pelvis kaslarıdır.

  • Sırt kaslarının güçlendirilmesi ağırlık merkezinin değişmesine bağlı bel ağrılarını azaltır ve duruş bozukluğu olmasını engeller.

  • Karın kaslarının kuvvetlendirilmesi artan ağırlığın daha kolay taşınmasına ve ayrıca, doğumda ıkınma sırasında daha efektif ıkınma ve itme hareketine yardımcı olur.

  • Pelvis kaslarının güçlenmesi doğum esnasında vajinanın daha kolay esnemesi ve dolayısı ile rahim sarkması, idrar kaçırma gibi problemlerin daha az görülmesine yardımcı olur.

Sırt kasları için örnek egzersizler

Bağdaş kurularak oturulur, bir omuz karşı dize değdirilmeye çalışılarak öne doğru eğilinir, 10′a sayana kadar tutulur, 5 kez tekrarlanır.

Her iki el önde birleştirilir, öne doğru uzanarak sırt kasları gerilir, hareket 10′a sayana kadar tutulur, 5 kez tekrarlanır.

Karın ve bacak kaslarını güçlendirme için örnek egzersizler

Düz bir duvara yaslanılır, bacaklar birbirinin yanında ve duvardan 15-20 cm. uzak olmalıdır. Karın içeriye çekilerek bel duvara yaslanır, bu pozisyon korunarak yavaşça duvardan kayılır ve dizlerden çömelinir, daha sonra yavaşça doğrulunur. Bu sirada nefes tutulmaz. Hareket 5 kez tekrarlanır.

Sırtüstü yatılır, dizler kıvrılarak ayaklar yere basar. Her iki el öne doğru uzanarak, kürek kemikleri yerden kalkacak kadar doğrulunur, 5′e sayana kadar tutulur, 5 kez tekrarlanır.

Pelvis kaslarının güçlenmesi için örnek egzersizler

Vajen ve anüs etrafındaki kaslar sanki çişini tutar gibi kasılır 15 sn kasılı tutulduktan sonra gevşetilir, 15 sn sonra tekrar kasılır. Hareket 10 kez yapılır, gün içinde de sık sık tekrarlanır.

Gebelik sırasında vücut dengesi bozulduğundan kaza ve düşme riski artar. Bu nedenle, özellikle, gebeliğin 2. yarısında topuklu ayakkabı giymekten sakınınız, ortopedik ayakkabıları tercih ediniz. Egzersiz sırasında, solunum sıkıntısı ve şiddetli çarpıntı gelişirse dinleniniz.

Bazı gebelik komplikasyonları da gebelerin istirahatini gerektirebilir. Bunlar arasında gebeliğin hipertansif bozuklukları, preterm eylem tehdidi, gelişme gerilikli fetus şüphesi ve şiddetli kalp hastalığı sayılabilir. Ancak, gebelik sırasında doktorunuzun gerekli gördüğü riskli   haller   dışında   gebenin   eve   kapanması,  sosyal hayattan uzaklaşması ve sürekli istirahat etmesi gerekli değildir. Bu yaklaşım, gebeliği anne adayına işkence haline getirmekten başka bir yarar sağlamaz.

Aynı pozisyonda günde 3 saatten fazla kalan çalışan gebelerde preterm eylem (erken doğum) riski artar ancak fetal gelişim etkilenmez. İşiniz günde 3 saatten fazla çalışmayı gerektiriyorsa en az 2 saatte bir 10-15 dk dinleniniz ve erken doğum risklerini doktorunuzla tartışınız. Fiziksel güç gerektiren ağır işlerde çalışan gebelerde de preterm eylem, fetal gelişme geriliği ve gebelik hipertansiyonu riski %20-60 artar. Bu nedenle, gebelerin ağır işlerde çalışması engellenmelidir. Çalışma günü boyunca uygun sürelerde dinlenmesi sağlanmalıdır. Komplikasyonsuz gebeler ise ağır işlerde çalışmamak kaydıyla isterlerse doğuma kadar işlerine devam edebilir. Türkiye’de son yapılan yasal düzenleme ile doğum öncesi izin 8 haftaya çıkarılmıştır (Bakınız Doğum öncesi izni)

Gebelik esnasında, bazı riskli hastalar hariç, gebeliğin son haftaları dışında seyahat etmekte sakınca yoktur. Seyahat süresince en azından 2 saatte bir 5-10 dk yürüyüş yapmanız faydalı olacaktır. Emniyet kemerinin fetal yaralanmaya yol açtığı konusunda bir veri yoktur. Buna karşın fetal ölümün ana sebebi anne ölümüdür. Bu nedenle, gebelerin omzundan ve karnın alt kısmından geçecek şekilde uygun üç noktalı emniyet kemerleri kullanması önerilmelidir.

Gebeliğin son 4 haftasına kadar, doktorunuz özellikle yasaklamadıkça cinsel ilişkide bir kısıtlamaya gerek yoktur.

 

Gebelikte Beslenme

Dengeli Beslenmenin Önemi

Annenin gebelik boyunca yeterli ve dengeli beslenmesi gereklidir. Yeterli ve dengeli beslenmek adına zaman zaman hastaların eline “3 köfte, 1 kibrit kutusu peynir, 5 tane kiraz yiyeceksin” şeklinde çeşitli matbu diyet reçeteleri verilmekte ve eğer bunları yemezsen bebeğin iyi gelişme diyerek anne adayları gereksiz yere endişe ve paniğe sevk edilmektedir. Bu tür katı diyet reçetelerinin hiç bir bilimsel faydası yoktur. Gerekirse diyetisyenler tarafından kişiye özel, esnek, hastayı yıldırmayacak ve rahatlıkla uygulayabileceği diyet önerileri yapılabilir. Önemli olan genel prensipleri bilmek ve buna uygun olarak dengeli beslenme alışkanlığını edinmektir.

Tüm gebelik boyunca alınması gereken kilo 11-13 kg.dır. Bunun üzerinde alınacak kilolar doğum ve loğusalıktan sonra size gebeliğinizin hediyesi olarak kalacaktır. Gebelik sırasında gereksinim duyduğunuz kalori miktarında da bir miktar artış söz konusudur. Ancak bu artış hiçbir zaman aşırı yemenizi gerektirecek kadar değildir. Gebe olan ile olmayan kadınlar arasındaki kalori gereksinimi farkı sadece 300 kaloridir ve bu her öğünde 1-2 kaşık fazla yenilerek karşılanabilecek bir farktır. Gebelikte ilk üç ayda 0,5-1 kg, sonraki aylarda ise ortalama 1.5-2.0 kg, ağırlık kazanması uygundur. Kontroller sırasında 300 gram fazla almışsın, 500 gram daha almalıydın şeklinde diyet rejimlerini manipüle etmenin fazlaca bir anlamı yoktur. Eğer, dengeli ve yeterli beslenme alışkanlığı edinilirse zaten gebelikte alınması gereken kilolar düzenli olarak alınır.

Temel Beslenme Prensipleri

Gebelikte beslenmenin önemli prensiplerinden birisi günlük öğün alışkanlığının yeniden düzenlenmesidir. Üç temel (nispeten daha az miktarlarda) ve 2 ve hatta gerekirse 3 ara öğün gebelikte önerilmektedir. Bu yaklaşım gebeliğin erken döneminde bulantı ve kusma şikayetlerinin daha az görülmesine yardımcı olur. Öğünlerin 3 öğünde tıka basa yemek yerine bu şekilde ara öğünlerle desteklenerek bölünmesi ilerleyen gebelik haftalarında ise mide yanması, regürjitasyon gibi şikayetleri azaltır.

Gebelik öncesine göre ek olarak günlük 20 gr. protein, 15-20 mg. demir, 500 mg. kalsiyum ve ortalama 300 kalorilik enerji alınması gereklidir.

Kalori ihtiyacınızı karşılamak için tabii ki karbonhidratlı ve yağlı yiyecekler tüketilmelidir. Ancak, yağlı ve tatlı yiyecekler günlük öğünün %7’sinden az olmalıdır. Hamur işi gıdaları da ancak düşük miktarlarda tüketmelisiniz. Buna karşın, aşırı kilo almayı önlemek için karbonhidratlı besinleri diyetten tamamen çıkarmak da yanlıştır. Eğer karbonhidratlar yetersiz alınırsa vücudunuz enerji sağlamak için proteinleri ve yağları yakmaya başlar. Böyle bir durumda 2 sonuç ortaya çıkabilir. Birincisi bebeğinizin beyin ve sinir sistemi gelişimini sağlayacak yeterli protein olmaz, ikincisi ise ketonlar ortaya çıkar. Ketonlar yağ metabolizmasının ürünü olan asitlerdir ve bebeğin asit baz dengesini bozarak beyin gelişimini olumsuz yönde etkileyebilirler. Bu nedenle hamilelikte karbonhidrattan fakir diyet önerilmez. Pirinç, un, bulgur biri kompleks karbonhidrat kaynakları anne için enerji kaynağı olmanın yanı sıra B grup vitaminleri ve çinko, selenyum, krom, magnezyum gibi eser elementleri bol miktarda ihtiva ederler. Karbonhidratlar fazla miktarda tüketildiğinde ise bebek açısından ekstra bir yarar sağlamadıkları gibi sadece anne adayının aşırı kilo almasına neden olurlar.

Proteinler hücrelerin temel yapı taşlarıdırlar ve amino asit denilen yapılardan oluşurlar. Amino asitlerin bir kısmı vücutta diğer maddelerden üretilebilirken esansiyel amino asit adı verilen bazıları vücutta üretilemez ve mutlaka besinler yolu ile dışarıdan alınmaları gerekir. Hayvansal proteinler tüm esansiyel amino asitleri içerdiğinden komplet proteinler olarak adlandırılırlar ve beslenmede son derece önemlidirler. Proteinleri saç telinden tırnağa kadar vücutta bulunan tüm hücrelerin yapı taşı oldukları gibi beyin ve sinir sisteminin gelişimi içinde yaşamsal öneme sahiptirler. Bu nedenle hamile kadınların günde 60-80 gram protein almaları önemlidir.

Proteinin ana kaynağı hayvansal gıdalardır. Et, kümes hayvanları ve balık komplet proteinler içerirler. Bunun yanı sıra süt ve süt ürünleri de hayvansal protein gereksiniminin karşılanması açısından yeterli olabilir. Bitkisel ve hayvansal proteinler eşit oranlarda tüketilmelidir. Protein gereksinimi her gün 1 yumurta, 2 bardak süt, süt ürünleri, baklagiller (fasulye, mercimek, barbunya vb) ve et ürünleri (haftada en az bir kez) ile karşılanabilir. Kırmızı etin yağlı olmamasına dikkat etmek gerekir. Günde içilen 2 bardak süt bebeğe gerekli kalsiyumu karşılamakta da yeterlidir. Laktoz intoleransı nedeniyle süt içemeyenler bunun yerine peynir ya da yoğurt yiyebilir.

Fazladan Alınması Gerekenler

Doktorunuz size gebeliğinizin  4. ayından  itibaren  demir ilacı ve gerekli gördüğü taktirde vitamin önerecektir. Eğer, anemik (kansızlık) iseniz demir preparatları gebeliğin başından itibaren verilebilir. Siz de gebelikte artan demir gereksinimini karşılamak için pekmez, kuru üzüm, kırmızı et, yumurta, kuru baklagillerden zengin gıdaların tüketilmesine önem vermelisiniz. Erken gebelikte demir vermenin tek sakıncası mide şikayetlerinden dolayı bulantı-kusma yakınmalarını artırabilmesidir. Hasta tolere edebildiği sürece verilmesinde sakınca yoktur. Normal koşullarda dengeli beslendiğiniz taktirde dışarıdan vitamin verilmesi gerekli olmayabilir. Doktorunuz sizin için vitamin desteğinin gerekli olup olmadığına sizin beslenme alışkanlığınızı değerlendirdikten sonra karar verecektir.

Sıvı Alımı

En önemli konulardan biri de gebelik boyunca bol bol sıvı almaktır. Yeterince sıvı almak, özellikle gebelikte sık görülen idrar yolu enfeksiyonu, erken doğum tehdidi, bebeğin içinde bulunduğu sıvının azalması (oligohidramniyoz) gibi durumlarda faydalıdır. Özellikle, yaz günlerinde fazladan sıvı kaybı olduğu için yazın sıvı alımını daha da arttırmalısınız. Bol sıvı yanında posalı (lifli) gıdaların da tüketilmesi gebelikte sık görülen kabızlık şikayetlerini azaltır. Lifli gıdalar kepekli ekmek, yulaf ezmesi, barbunya, kepekli makarnalar, kayısı, kuru üzüm, bezelye, pırasa, esmer pirinç, ahududu ve kuruyemişte bol miktarda vardır.

Nelere Dikkat Etmeliyim?

  • Gebe kalmayı düşündüğünüz aylarda, bebeğe zarar verebilecek etkilerden uzak durmalısınız.

  • Tüm gebelik boyunca ve özellikle ilk 3 ayda sigara, alkol ve doktorunuzdan habersiz tüm ilaçlardan sakınınız.

  • Tüm gebelik   boyunca  kedi – köpek  dışkısı,  çiğ  etten  uzak durunuz.

  • Salata gibi çiğ yenen sebzelerin çok iyi yıkandığından emin olunuz.

  • Toprakla uğraşırken mutlaka eldiven giyiniz.

  • Çiğ olarak ya da tütsülenerek tüketilen deniz ürünlerinden uzak durunuz.

  • Aşırı doz A vitamini bebek için zararlı olabilir. Bu nedenlerle, doktorunuzun önermediği vitaminleri kullanmayınız. Ayrıca, karaciğerde de yüksek doz A vitamin bulunduğundan fazla tüketmemeye dikkat ediniz.

  • Asla pastörize edilmemiş süt içmeyiniz. Kullandığınız peynir ve diğer süt ürünlerin de pastörize edilmiş sütten yapıldığından emin olunuz.

  • Hazırlanışı ve saklanışı konusunda emin olmadığınız hiçbir besin maddesini yemeyiniz.

  • Aldığınız gıdaların taze olmasına dikkat edin. Konserve, beklemiş gıdalar ve içinde katkı maddeleri bulunarak saklanan gıdalar yerine taze ve doğal maddeleri tüketmeye özen gösteriniz.

  • Yediğiniz gıdalarda “çeşitliliğe” önem veriniz.

  • Çay, kahve, kola gibi kafein içeren içeceklerin tüketimini sınırlayınız. Günde 2-3 fincandan fazlası kullanmayınız.

  • Tuz gereksiniminizi iyotlu tuzla karşılayınız. Şiddetli iyot eksikliği bebekte zeka geriliğine yol açabilir. Aşırı iyot alımı ise fetal tiroid bezini baskılayarak fetusta guatra neden olabilir.

Gebelikte rejim yapmak kesinlikle yasaktır!

Gebelik süresince sigara ve alkollü içkilerden uzak durunuz!

Gebelikte kaç kilo almalıyım?

Genel olarak alınması gebelik boyunca alınması gereken kiloyu 11-13 kg olarak söyleriz. Ancak, bu kişiden kişiye farklılık gösterebilir. Gebelikteki ideal kilo artışı hamilelik öncesi kilonuzla ve yaşınızla direk ilişkilidir. Zayıf hastalarda daha fazla kilo alımı normal kabul edilirken kilolu hastalarda daha az kilo alımı normaldir. Fazla kilo almak bebeğinizin de kilolu olacağını göstermez.

Gebelik öncesi kilonuz normal sınırlarda kabul ediliyorsa (vücut kitle indeksi (VKI) 20-25 arasında) gebelik süresince 11.5-16 kilo arasında almış olmanız normaldir. İlk 3 ayda kilo artışı genellikle yavaştır, hatta kusmaları olan gebelerde kilo kaybetmek de normal kabul edilebilir.

Gebelik öncesi vücut kitle indeksiniz 20′nin altındaysa “zayıf” kabul edilirsiniz ve gebelik süresince normal kilolu olanlara göre daha fazla kilo almanız önerilir. Bu durumda tüm hamilelik süresince 13-18 kilo arasında almanız beklenir.

Gebelik öncesi vücut kitle indeksiniz 26-29 arasında ise “fazla kilolu” grubuna girersiniz. bu durumda tüm hamileliğinizde 7-11.5 kilo arasında almanızı önerilir.

Vücut kitle indeksi 29’un üzerinde olanlar “aşırı obes” kabul edilir ve gebelik sonunda 7 kilodan az kilo almalıdır.

Bu anlatılanlar önerilen ideal kilo alımıdır. Ancak, unutmamak gerekir ki herkes için standart bir reçete uygulamak mümkün değildir ve ayrıca gerekli de değildir. Doktorunuz takipleriniz sırasında uygun gördüğü şekilde sizi bu konuda yönlendirecektir.

Gebelikte alınan kiloların kaynağı

Bebek 3.500 gr
Plasenta 700 gr
Amniyon sıvısı 800 gr
Uterusun büyümesi 900 gr
Meme dokusu artışı 400 gr
Kan hacmindeki artış 1.250 gr
Dokulardaki su artışı 1.250 gr
Annedeki yağ dokusu artışı 3.200 gr
TOPLAM 12.000 gr

Gebelikte alınan kiloların ancak üçte biri yağ dokusundaki artışa bağlıdır. Tabloda ideal kilo alan bir gebede alınan kiloların yaklaşık dağılımı gözlenmektedir. Alınan kiloların yaklaşık 6 kilosu bebeğin doğumuyla birlikte kaybedilir. Su kaybı da buna eklendikten sonra ilk hafta sonunda yaklaşık 8 kilo kaybedilir.

Gebelik boyunca 12,5 kg alan bir kadın doğumdan 2 hafta sonra gebelik öncesi kilosuna göre yaklaşık 4-4,5 kg daha fazladır. Daha sonra doğum sonrası 6. aya kadar 2,5 kg daha verilir. Gebelikte alınan kilo önerilenden ne kadar fazla ise gebeliğin hediyesi olan kilolar o kadar fazla alacaktır. Kalan kiloları egzersiz ve diyet ile verebilirsiniz. Egzersizin bir sakıncası yoktur ama diyet için emzirme dönemi sonrasını, en azından bebeğin ek gıdalara başladığı 6. aydan sonrasını bekleyebilirsiniz.

Doğum Öncesi Girişimsel Tanı Testleri

Girişimsel ya da invazif tanı testleri az da olsa anne ya da bebek için risk taşıyan yöntemlerdir. Bu nedenle, rutin olarak uygulanmazlar ancak risk varlığı belirlenirse yapılması önerilir. Bu testler arasında; koryon villus biyopsisi, amniyosentez, kordosentez, fetal doku örneklemesi bulunur.

Amniyosentez

Karından bir ince iğneyle ultrason eşliğinde amniyon kesesine girilir. Yaklaşık 20 ml amniyon sıvısı enjektör ile çekilir. Tecrübeli ellerle yapıldığında oldukça ağrısız ve bebek için riskleri azdır.

Amniyosentez, farklı amaçlarla ve gebeliğin farklı dönemlerinde yapılabilir. Gebeliğin 11-14. haftalarında (erken amniyosentez) ve 15-20. haftaları arasında genetik amaçlı olarak yapılır. Bunun dışında, bebeği etkiyebilecek enfeksiyonların tanısında, kan uyuşmazlığı olan gebelerde bebeğin etkilenip etkilenmediğin araştırmak amacıyla gebeliğin herhangi bir döneminde yapılır. Son olarak, riskli gebelik nedeniyle erken doğurtmak gereken gebelerde bebeğin akciğerlerinin gelişip gelişmediğini anlamak üzere gebeliğin 3. trimesterinde yapılabilir.

Klasik genetik amaçlı amniyosentez (AS) genellikle 15-20 hafta arasında yapılır. Bu dönemde güvenilirliği fazladır ve %99 tanısal doğruluk söz konusudur. Yaklaşık 20 ml amniyon sıvı örneği alınır. Alınan sıvıda fetusa ait hücreler vardır. Bunlar kültür ortamında çoğaltılır ve genetik inceleme yapılır. Kültürde hücrelerin üremesi beklendiğinden sonuç yaklaşık 3 hafta sonra alınır. %1 olguda kesin tanıya ulaşılamayabilir. Minör komplikasyonlar seyrektir. Transvajinal lekelenme, amniyon sıvı sızıntısı gibi bu komplikasyonlar %1-2 civarındadır. Daha riskli olan koryoamniyonit (plasenta ve zarların enfeksiyonu) ise 1/1000’den azdır. Hücre kültürü başarısızlığı da nadirdir ancak, fetusun anormal olduğu durumlarda daha sıktır. Fetal kayıp oranı %0,5’dir. Bazı kayıpların var olan anomalilere bağlı olduğu ve AS yapılmasa da gerçekleşeceği varsayılmaktadır. Bu anomaliler arasında plasentanın erken ayrılması, anormal plasental yerleşim, rahim anomalileri ve enfeksiyon sayılabilir. Bir çalışmada AS sonrası kayıpların %12’sinin önceden var olan enfeksiyona bağlı olduğu gösterilmiştir.

Erken amniyosentez gebeliğin 11-14. haftalarında yapılır. Teknik geleneksel AS ile aynıdır ancak, zarların uterus duvarlarına birleşimi tam olmadığı için kesenin ponksiyonu güç olabilir. Alınan amniyon sıvısı miktarı da daha azdır ve genellikle her hafta için 1 ml olarak hesaplanır. Komplikasyon ve gebelik kaybı oranları geleneksel AS’e göre daha fazladır. Deneyimli kişilerce yapılsa da gebelik kaybı oranı %2,5’tur (geleneksel AS’de %0,5-0,7). Pozisyonel ayak deformiteleri de daha sıktır. Bu deformasyonlar alınan sıvının sıvı azlığına neden olması ve rahim duvarlarının baskısı sonucu ya da ayağın damarsal kaynaklarının haraplanmasına bağlı olduğu düşünülmektedir. Ayrıca, erken AS’de hücre kültürü başarısızlıkları da daha sıktır. Bu nedenle, çoğu merkezde yapılmamaktadır.

Koryon Villüs Biyopsisi (Örneklemesi)

Yapılma nedenleri, hücre veya dokudan çok amniyon sıvısının analizini gerektiren durumlar haricinde amniyosentez ile aynıdır. Esas avantajı daha erken gebelikte yapılabilmesi ve anormal çıktığında gebeliğin sonlandırılmasının daha güvenilir yöntemlerle yapılmasına olanak tanımasıdır. Genellikle 10-13 haftada yapılır. Koryon villüsler ileride plasentayı oluşturacak yapıdır. Villüsler, transabdominal (karından), transservikal (rahim ağzı kanalından) veya transvajinal (vajenden) yolla elde edilebilir. Gebeliğin daha ileri dönemlerinde şiddetli amniyon sıvı azlığı ile birlikte bir fetal anomali saptanırsa transabdominal yol tercih edilir. Relatif kontrendikasyonları (yapılmasına engel durumlar), vajinal kanama veya lekelenme, rahimin aşırı öne veya arkaya doğru dönük olması ve hastanın vücut yapısı nedeniyle rahmin veya içeriğinin ultrason ile net görüntülenememesidir. Aktif enfeksiyon da kontrendikasyondur. Riskleri amniyosentez ile benzerdir.

Koryon villüs biyopsisi ile kol ve bacaklarda defektler, ağız ve çenede defektler bildirilmiştir. Ancak, bu defektler daha çok 9 haftadan önce yapılan koryon villüs örneklemesi olgularında görülür. Ayrıca, koryon villüs biyopsisinde sonuç verememe riski amniyosenteze göre daha fazladır.

Kordosentez

Bebeğin göbek kordonundan ultrason eşliğinde kan alınma işlemidir ve spesifik fetal endikasyonlarda rutin prosedür haline gelmiştir. Bu endikasyonlar arasında fetal anormalliklerin, şiddetli büyüme geriliğinin, konjenital enfeksiyonun, trombosit azlığının, fetal aneminin, kan uyuşmazlığında fetusun etkilenme derecesinin saptanması, hidropsun (fetusun vücut boşluklarında sıvı birikmesi), ikizden ikize kan geçişi sendromunun ve belirli genetik hastalıkların değerlendirilmesi sayılabilir. Koryon villüs örneklemesi ve amniyosentez sonuçları yetersiz olduğunda veya hızlı tanı gerektiğinde 824-48 saatte sonuç verebilir) genetik inceleme amaçlı da yapılabilir.

Risklerin çoğu amniyosentez ile benzerdir ama daha riskli ve uygulaması deneyim isteyen bir metottur. Amniyosentez kadar yaygın uygulanmaz. Özgün riskler arasında en sık göbek kordonundan kanama (%50), hematom (%17), ve fetal kalp hızında yavaşlama sayılabiir. Komplikasyonların çoğu geçicidir ancak, fetal ölüme yol açabilir. Prosedüre bağlı gebelik kayıp oranı %2,7’dir. Oran, yapılma nedeniyle de ilişkilidir (şiddetli büyüme geriliğinde ve anomalili fetuslarda daha fazla).

Fetal Doku Biyopsisi

Nadir kullanılan bir yöntemdir. Bazı kalıtımsal cilt hastalıklarında fetustan cilt biyopsisi, kas hastalıklarında kas biyopsisi alınabilir.

Gebelikte 3 ve 4 Boyutlu Ultrasonografi

3 ve 4 boyutlu ultrasonografinin farkı nedir?

Son 10-20 yılda teknolojinin her alanında hepimizin gözlediği gibi ultrason teknolojisinde de bir zamanlar hayal bile edemediğimiz gelişmeler olmaktadır. Geleneksel 2 boyutlu ultrasonografinin rezolüsyonunda yani görüntü kalitesinde sağlanan hızlı gelişmelerin ardından renkli doppler ultrasonografi ile kan akımlarını incelemek mümkün olmuş ve nihayet bugün anne karnındaki bebeği 3 boyutlu olarak görüntüleme şansı doğmuştur.

Anne ve babalar için en önemli merak konularından biri doğmamış bebeğin kime veneye benzediğidir. Gebelik sırasında bebeğin sadece bir düzlemde görülen iki boyutlu görüntüleriyle kolu, bacağı, burnu, dudağı, cinsiyeti gibi anatomik kısımları görmek ve neyin ne olduğunu algılamak doktorun tarif ve tanımlamaları olmadığı taktirde oldukça zordur.

Ultrasonografide 3 boyutlu görüntüler ilk kez elde edildiğinde esas olarak iki boyutlu alınan görüntüler bilgisayar programları tarafından değerlendirilip işlendikten sonra 3 boyutlu bir görüntü yaratılmaktaydı. Ancak, bu görüntüler gerçek zamanlı (real time) değildi ve ultrasonla görüntü alındıktan bir süre sonra (5-15 dk) 3 boyutlu görülebilir hale geliyordu.

Teknolojinin bugün geldiği aşamada ise artık görüntülere 4. boyut, yani zaman boyutu da eklenmiş ve gerçek zamanlı (yani probla bakıldığı anda 3 boyutlu görüntünün izlenmesi) görüntüler mümkün olmuştur. Dört boyutlu ultrason cihazları klasik iki boyutlu inceleme özelliğinin (2 boyutlu görüntü kalitesi de üst düzeydedir) yanında hem renkli doppler, hem de 3 boyutlu görüntüleme özelliğini birlikte barındırırlar. Her yeni teknolojide olduğu gibi oldukça pahalı cihazlardır ve tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de sadece belirli merkez ve kurumlarda bulunmaktadır.

4 Boyutlu ultrason incelemesinin avantajı var mı?

Esas olarak 3 veya 4 boyutlu ultrasonografi klasik 2 boyutlu ultrasonografi kullanımını gereksiz kılacak ölçüde bir yöntem değildir. Ancak, klasik ultrasonografide saptanması güç olan veya deneyim isteyen bazı durumlarda avantaj sağlamaktadır. Özellikle bebeğin dış yapısının incelenmesinde avantajlıdır.

Örneğin, yarık damak ve dudak anomalilerinin saptanmasında, kol ve bacaklardaki bazı detay anomalilerin görülmesinde, nöral tüp defektlerinde 3 veya 4 boyutlu ultrasonografi daha detaylı bilgi verebilmekte ve incelemeyi kolaylaştırabilmektedir. Buna karşın 2 boyutlu ultrasonografi bebeğin iç organlarını değerlendirmede hala 3 boyutlu ultrasonografiden üstündür.

4 boyutlu ultrasonografinin belki hayati gibi görünmese de aslında en önemli avantajlarından biri, anne ve baba adaylarının doğmamış bebeklerinin gerçek görünümünü görmeleri ile normalde doğumdan sonra kurulması beklenen duygusal bağların daha önceden oluşmasıdır. Gerçektenden de bebeğini ekranda gören annenin duygusal bir patlamayla heyecandan ağladığına şahit olarak bunun doğruluğunu sık sık yaşıyoruz. Bebeklerini önceden gören anne adaylarının gebeliklerinin geri kalan kısmını daha rahat geçirdikleri de bazılarınca iddia edilmektedir.

4 boyutlu ultrason ile her zaman istenen görüntü alınabilir mi?

Ultrasonda 4 boyutlu görüntü almak bazı koşulları gerektirir. Öncelikle incelemek istediğimiz kısmın önünde amniyon sıvısının yeterli olması gerekir. Bu nedenle, ara sıra bebeğin pozisyonundan ötürü istenen görüntü o an için alınmayabilir. Ancak, inceleme süresinin uzatılması veya nadiren olduğu gibi daha sonra tekrar yapılması ile fetusun pozisyonunun değişme şansı arttığından istenen görüntüler elde edilebilir.

4 boyutlu ultrason görüntülerini kendimiz için edinebilir miyiz?

Evet. Görüntüleri ister basılı olarak ister CD’ye kaydedilmiş olarak alabilirsiniz. Hatta, video formatında CD’ye kaydedip bunları daha

 sonra seyretmek ve yakınlarınıza seyrettirmek de mümkündür.

Renkli Doppler Ultrasonografi Nedir, Gebelerde Neden Yapılır?

Doppler ultrasonografide bebeğe olan (uterus damarları ve göbek kordonundan) ve bebekteki kanakımlarının incelenmesi ile bebekteki kan akım hızlarındaki azalma yani plasental yetmezlik saptanır. Halk arasında renkli ultrason olarak bilinen ultrason çeşidi budur ve amaç bebeği renkli olarak görüntülemek değil kalbin sistol (atım) ve diyastol (dolum) zamanlarında “kan akım hızlarını” incelemektir. Zaten buradaki renkler bilgisayar ortamında suni olarak oluşturulmuş renklerdir ve kan akımının proba yaklaşması veya probtan uzaklaşmasına göre mavi veya kırmızının çeşitli tonlarında olur.

Renklendirilmiş kan akımlarını tespit etmek daha kolaydır ve tespit edilen kan akımları dalga şekilleri halinde grafiksel olarak dökümante edildiklerinde kan akım hızındaki değişiklikler görüntülenebilir ve birtakım spesifik oranlama yöntemleri ile subjektif olarak hesaplamalar ile akım hızındaki azalmalar belirlenebilir.

Doppler veya renkli doppler ultrasonografi özellikle gelişme geriliği başta olmak üzere yüksek riskli gebeliklerin takibinde olduça faydalıdır. Doppler daha çok yönlendirici bir testtir. Diğer fetal iyilik testleri ile

 birlikte gebelik yönetiminde yardımcıdır. Ancak, bazı durumlarda örneğin göbek kordon atardamarında “ters akım” olması bebeğin ciddi risk altında olduğunu gösterir ve acilen bebeğin doğurtulmasını gerektirir.

Doppler özelliği taşıyan ultrason cihazları geleneksel cihazlara göre son derece pahalı olduğundan her merkezde bulunmazlar ve bu nedenle çoğu zaman doppler incelemeleri gebeliği takip eden doktor dışında başka bir doktor tarafından yapılmaktadır.

Merkezimizde renkli doppler ultrasonografi uygulanmaktadır.

Gebelikte Ultrasonografi

Ultrason bugün hem jinekolojik hastaların hem de gebelerin takip vedeğerlendirmelerinde en önemli yardımcı tanı araçlarından biri haline gelmiştir. Ülkemizde de her Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanının muayenesinde bulunmaktadır. Read More »

Fetal İyilik Testleri

Bu testler anne karnındaki fetusun yaşamını tehdit eden bir risk olup olmadığını saptamaya yöneliktir. Esas amaçları, anne karnında bebek ölümü riski doğduğunda öncede saptamak ve engellemektir. Bu amaçla uygulanan çeşitli testler vardır.

 NST

Non stres testinin kısaltılmışıdır. Fetusun elektronik olarak monitorizasyonudur. Anne karnına 2 prob bağlanır. Bunlardan biri rahimdeki kasılmaları ölçen ve kaydeden mekanik olarak çalışan “kontraksiyon probu”, diğeri ise fetal kalp atımlarını doppler yöntemi ile saptayan ve grafik halinde kaydeden “fetal kalp hızı probu”dur.

Normalde fetusun kalp atım hızı sabit değildir. Vurudan vuruya değişkenlik gösterir ve fetusun hareketleri ile hızlanır. Bu değişkenlik fetusun sağlık durumunun iyi olduğunu gösterir. Eğer, fetal sıkıntı varsa bu beklenen değişkenlik ve fetal hareketler sırasında kalp hızında artış gözlenmez. Hatta, kalp atım hızında istenmeyen yavaşlamaları olur ki bu çocuğun yaşamının risk altında olduğunu gösterir.

Kontraksiyon probu ise belirtildiği gibi rahimdeki kasılmaları kaydeder. Bu hem rahim kasılmalarının dökümante edilmesinde ve dolayısıyla gerçek ve yalancı doğum kasılmalarının ayırt edilmesinde faydalıdır. Hem de kasılmalar ile fetal kalp atım hızı arasındaki ilişkiyi göstermesi açısından önemlidir. Kasılmalar sonrası fetal kalp atım hızında yavaşlama olması fetus için ciddi bir risk işaretidir. Acil doğum gerektirebilir.

NST yapmak için annenin karnının tok olmalıdır. Anne yatarken kalp seviyesinin daha yukarıda olmalı, yani tam düz yatmamalıdır. Bazı durumlarda sol yanına doğru dönmesi daha tercih edilir. Problar karna uygun pozisyonlarda bağlanır ve yaklaşık 20 dk kaydedilir. Bu sırada, fetal hareket olduğunda annenin bir düğmeye basması istenir. Anne düğmeye bastıkça cihaz bunu kağıt üzerinde işaretler. Fetal hareketlerin karşılığında fetal kalp hızındaki istenen kriterlerde hızlanma olması ve bunun 20 dk içinde en az 2 defa olması durumunda NST “reaktif” olarak değerlendirilir. Yani fetusun sağlığı iyidir ve bu şekilde normal NST’yi gördüğümüz zaman %99 olasılıkla fetusun en az 1 hafta anne karnında ölmeyeceğini söyleyebiliriz.

Biyofizik Profil Skor

Ultrasonografi ve NST cihazının aynı anda kullanılması ile yapılan bir fetal iyilik testidir. Beş ayrı parametre değerlendirilir. Bunların 4’üne ultrason ile bakılır, beşincisi ise NST’dir. Ultrasonda fetusun hareketleri, solunum hareketleri, kas tonusu ve amniyon sıvı miktarı değerlendirilir. NST de daha önce anlatıldığı şekilde değerlendirilir. Her bir parametrenin istenen kriterlere uyması 2 puanla skorlanır. Toplam skor 10 üzerinden değerlendirildiğinde 8-10 puan çocuğun sağlığının iyi olduğunu gösterir. Daha düşük puanlar ve özellikle amniyon sıvısının azalması durumunda fetusun sağlığı tehlikededir.

Kontraksiyon Stres Testi

NST cihazı ile ya da daha doğru bir tanımla elektronik fetal monitorizasyon aracılığıyla yapılır. Amaç rahim kasılmaları oluştuğu sırada rahimde oluşacak kan akımı azlığı nedeniyle fetusta sıkıntı olup olmayacağını öğrenmektir. Doğum eylemini başlatabileceğinden riskli durumda doğurtmayı düşünmediğimiz (prematür bebek gibi) durumlarda uygulanmamalıdır. Serum ile oksitosin verilir ya da meme başı uyarılması ile rahimde kasılmalar oluşturulur. Kasılmalar sonrasında fetal kalp hızında yavaşlamalar olmaması istenen sonuçtur. Eğer bu tür yavaşlamalar varsa fetus risk altındadır, bir an önce doğurtulmalıdır.

Doppler

Doppler ultrasonografide bebeğe olan (uterus damarları ve göbek kordonundan) ve bebekteki kan akımlarının incelenmesi ile bebekteki kan akım hızlarındaki azalma yani plasental yetmezlik saptanır. Halk arasında renkli ultrason olarak bilinen ultrason çeşidi budur ve amaç bebeği renkli olarak görüntülemek değil kalbin sistol (atım) ve diyastol (dolum) zamanlarında “kan akım hızlarını” incelemektir. Zaten buradaki renkler bilgisayar ortamında suni olarak oluşturulmuş renklerdir ve kan akımının proba yaklaşması veya probtan uzaklaşmasına göre mavi veya kırmızının çeşitli tonlarında olur. Renklendirilmiş kan akımlarını tespit etmek daha kolaydır ve tespit edilen kan akımları dalga şekilleri halinde grafiksel olarak dökümante edildiklerinde kan akım hızındaki değişiklikler görüntülenebilir ve birtakım spesifik oranlama yöntemleri ile subjektif olarak hesaplamalar ile akım hızındaki azalmalar belirlenebilir.

Doppler veya renkli doppler ultrasonografi özellikle gelişme geriliği başta olmak üzere yüksek riskli gebeliklerin takibinde oldukça faydalıdır. Doppler daha çok yönlendirici bir testtir. Diğer fetal iyilik testleri ile birlikte gebelik yönetiminde yardımcıdır. Ancak, bazı durumlarda örneğin göbek kordon atardamarında “ters akım” olması bebeğin ciddi risk altında olduğunu gösterir ve acilen bebeğin doğurtulmasını gerektirir.

Doppler özelliği taşıyan ultrason cihazları geleneksel cihazlara göre son derece pahalı olduğundan her merkezde bulunmazlar ve bu nedenle çoğu zaman doppler incelemeleri gebeliği takip eden doktor dışında başka bir doktor tarafından yapılmaktadır. Merkezimizde renkli doppler ultrasonografi uygulanmaktadır.

Doğum Öncesi Girişimsel Tanı Testleri

Girişimsel ya da invazif tanı testleri az da olsa anne ya da bebek için risk taşıyan yöntemlerdir. Bu nedenle, rutin olarak uygulanmazlar ancak risk varlığı belirlenirse yapılması önerilir. Bu testler arasında; koryon villus biyopsisi, amniyosentez, kordosentez, fetal doku örneklemesi bulunur. Read More »

 
Page 1 of 212»
 
 

Danışma Hattı

  • Uğur Mumcu cad. 17/2 Gaziosmanpaşa / ANKARA.
  • 0 (312) 447 77 97
  • 0 (312) 437 41 62
  • 0 (312) 446 35 32

UYARI

Bu sitede yer alan tıbbi bilgiler sadece bilgilendirme amaçlıdır. Özel durumlarınız ve sorularınız için İletişim linkinden formu doldurunuz.